Animasyonu görebilmeniz için flash player kurulu olmalıdır.

 
spotlar 1spotlar 2spotlar 3

Duyurular

Cinsel Terapist

Cinsel Terapist- Antalya ile ilgili www.antalyacinselterapist.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Çocuk Psikoloğu

Çocuk Psikoloğu - Antalya ile ilgili www.antalyacocukpsikologu.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sınav Kaygısı

Sınav Kaygısı - Antalya ile ilgili www.sinavkaygisiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Aile Terapisi

Aile Terapisi - Antalya ile ilgili www.antalyaaileterapisi.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi - Antalya ile ilgili www.sosyalfobiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Hem Kaygı Yaratıyor Hem de Kaygıyı Yok Ediyor

Standford Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, beyindeki bir bölgenin hem kaygıya neden olduğunu hem de kaygıyı yok edebildiğini ortaya çıkardı.

Tek Seansta Sigaraya Son...!

Tek Seansta Sigaraya Son...!
Uzman Psikiyatrist ve Psikologlar Denetiminde Nirvana Sigara Bırakma Paketi Terapilerine Başlamıştır..

www.sigarabirakmaantalya.com

DEPRESİFLER ALZHEIMERE YATKIN OLUYOR

depresif hastalar alzaymıra daha yakın oluyorMelankolik ve depresif hastaların,daha sık demans hastalıklarına yakalandığı tespit edildi.Uzun süre depresyondan yakınan ve psikolojik sorunlarla baş etmek zorunda kalan insanlar,psikolojik olarak stabil olanlara göre iki kat daha fazla Alzheimer’e yakalanıyorlar.

MİGRENE DE PSİKOTERAPİ

migren nirvana psikiyatriPsikoterapinin alt etme stratejileri ile kronik başağrılarına karşı da savaş verebiliyor.Düsseldorf’da yapılan bir sempozyumda,Heidelberg Üniversitesi’nden uzman psikolog Gideon Franck hastanın kendi bedeniyle ilişkisini değiştirmesi ana prensibine dayanan bu yöntemi,ilk kez baş ağrısı nedeniyle davranış bozuklukları gösteren çocukların tedavisinde denediğini açıkladı.

Islak Yatak Hastalık Belirtisi Olabilir

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) tarafından yapılan araştırma, her 8 çocuktan 1 inin gece altını ıslattığın ı ortaya koydu. Şeker hastalığı ve kronik böbrek yetmezliğinin ilk belirtisinin "gece altına ıslatma" olduğu belirtildi.

Strese bağlı hastalıklar artıyor

Günlük yaşamın stresi yüksek tansiyona yol açıyor. Dünyada her yıl 17 milyon kişi kalp ve damar hastalıklarından ölüyor. Türkiye, yüksek tansiyon sorununun en hızlı arttığı ülkeler arasında...

Modern yaşam stres yapıyor

İngiltere’de yapılan iki araştırma daha, modern yaşamın büyük strese yol açtığı ve bir eyleri uykusuz bıraktığı görüşünü destekledi. Bir sigorta şirketi tarafından yapılan, 1001 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları,

Elektronik posta strese sokuyor

İskoçya’da yapılan bir araştırmaya göre; işyerinde elektronik postaların çok sık kontrol edilmesi, çalış anların sinirlerini bozuyor.

Antidepresan Kullanımı 4 Yılda Yüzde 85 Arttı

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının sürekli arttığını belirterek,

Evlilik Öncesi Danışanlar Arttı

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Dr. Cem Keçe, evlilik öncesi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin, Türkiye'de yeterince bilinmeyen ve anlaşılamayan bir kavram olduğunu söyledi.

İntiharlar Önlenebilir

10 Eylül Dünya İntihar Önleme Günü dolayısıyla açıklama yapan Ankara Üniversitesi (AÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli Duyan, ''intiharın, pek çok ülkede ve özellikle genç nüfus arasında tırmanma eğiliminde olduğunu'' belirterek, bunun günümüzde global bir sorun olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Otizm Erkeklerde Neden Daha Fazla?

İki binden fazla otizm hastasının gen haritasını inceleyen ve sonuçlan otizm hastası olmayan kişilerinkiyle karşılaştıran Kanadalı bilim adamları, otizm hastası erkek çocuklarının yüzde 1 inde bu genin mutasyona uğradığını gördü. 

NEOFOBİ (YENİLİK KORKUSU) ÖMRÜ KISALTIYOR

neofobi nirvana psikiyatriYeni bir şeye karşı duyulan belirgin korkular,yaşamı kısaltıyor.Neofobi insanlarda bir buçuk yaşlarından itibaren başlayabiliyor.Alışılmışın dışında olan bir tek olayla bile ,bu bozukluk ortaya çıkabiliyor.

ANOREKSİYA ANFİZEME SEBEP OLABİLİYOR

anoreksiya nirvana psikiyatri polikliniğiŞikago'da yapılan Radiological Society of North America'nın (RSNA) yıllık toplantısında,anoreksiya nervosa'daki beslenme yetersizliğinin akciğer anfizemine neden olabileceği  iddaa edildi.

DEPRESYONDAYSANIZ,YÜRÜYÜŞ YAPIN

depresyon nirvana psikiyatri polikliniğiDüzenli  spor depresiflere  iyi gelir;bu konuda uzmanların hepsi hemfikir.Bu sporların içinde en etkili olanı ise yürüyüş.Prof.Dr.Ulrich Bartmann,Würzburg Yüksek okulu'nun sağlık dergisinde yazdığı bir makalede,yürümenin jimnastik,voleybol vb tüm sporlardan daha yararlı olduğunu belirtti.

Beyindeki bozuk elektrik dalgaları depresyona, neden oluyor

Beynin işleyişini düzenleyin elektrik dalgalarındaki bozukluğun depresyona yol açabileceği ortaya çıktı. ABD’nin Stanford Üniversitesi’nden bilim adamlarının, fareler üzerinde yeni bir görüntüleme yöntemini

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş 40’lar

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44. ABD’deki Warwick Üniversitesi ile

Uyku, ruh sağlığının aynası

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularımız düzenliyse genellikle ruh sağlığımız da yerinde demektir.

Şizofreninin Anahtarı Okulda

Dünyada her 100 kişiden birinin yakalanma ihtimali olan şizofreninin ilk fark edildiği yer okul. Çocuklarının öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kuran aileler, çocuğun hastalığa yakalandığını çok çabuk anlayabiliyor.

 

Biz Uyurken Sinir Hücrelerimiz de Uyuyor

ABD’nin Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden bilim insanları, alışılandan daha az uyunan bir gecenin ertesi gününde dikkat ve konsantrasyon azalıp öfke artarken beyinde neler olup bittiğini araştırdı.

Bilgisayar Bağımlılığıyla İle İlgili Ailelere Öneriler

1- Bilgisayar evde en çok kullanılan ve herkesin döneminden sonra böyle gruplara katılıyor değildir. görebileceği bir merkezde tutulmalıdır, Böylece çocuğunuzun hangi sitelere girdiğini rahatlıkla kontrol edebilirsiniz.

2-Bilgisayar kullanımı konusunda evde kurallar oluşturunuz.Ders haricinde,hafta içi bilgisayar kullanımına (özel durumlar hariç) izin vermeyiniz.Hafta sonu kullanımına da saat kısıtlamaları getiriniz.

3-Çocuğunuzun oynadığı oyunları mutlaka kontrol ediniz.İçeriğinde şiddet,vahşet ve pornografi olan oyunlara asla izin vermeyiniz.

4-Çocuğunuzun bilgisayar ve internet kullanımı konusunda sizin otoritenizi kabul etmesini mutlaka sağlayınız.

5-Çocuğunuzun “sohbet gruplarına” katılmasına izin vermeyiniz.Ergenlik döneminden sonra böyle gruplara katılıyor ise kiminle görüştüğünü ve neler paylaştığını mutlaka kontrol ediniz.

6-Çocuğunuzu bilgisayar ve internet kullanımından doğacak tehlikeler konusunda uyarınız ve takipçisi olduğunuzu bildiriniz.Çocuğunuzun mahrem ve kişisel bilgilerin paylaşılmaması,resim ve görüntü iletmemesi internet üzerinden kişilerle kavga ve tartışmaya katılmaması konusunda uyarınız.

7-Çocuğunuzun güvenmediğiniz ve kontrol edemediğiniz ortamlarda(internet cafe vb.)bulunmasına izin vermeyiniz.

8-Öncelikle internet ve bilgisayar kullanımı konusunda ona iyi örnek olmalısınız. Saatlerce bilgisayarın başından kalkmayan anne babalar, çocuklarına aynı konuda nasıl sınır koyacaklar?Bunu tahmin etmek zor değildir.

9-Çocuğunuzun uygun olmayan sitelere girmesini engellemek için site filtrelerini kullanınız.

10-Kontrolün sizden çıktığını, çocuğunuzun bilgisayar ve internet bağımlısı olduğunu düşündüğünüzde acilen profesyonel yardım alınız.

11-Yukarıda söz ettiğimiz bazı psikopatolojilerde bilgisayar bağımlısı olma riski daha yüksektir.Böyle bir çocuğa sahip olan ebeveynin daha dikkatli olması gerekir.Ayrıca temelde yatan psikopatoloji tedavi edilmeyen  bilgisayar bağımlılığı sorunu çözülemez.Örneğin depresif  ya da dürtü kontrol sorunu olan bir çocuğun öncelikle bu sorunu çözmek gerekir ki bilgisayar bağımlılığından kurtulabilsin.

Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN

ava şirin özgünÖzel Nirvana Psikiyatri Polikliniğinde Görev Yapan Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN'ün Resmi Web Sitesi Yayına Başlamıştır.

www.avasirinozgun.com

Dr. Ava Özgün

CETAD derneğinin vermiş olduğu eğitim programını tamamlayarak Cinsel Terapi Uzmanlığı ünvanını almaya hak kazandı.

Aşırı Şişmanlık Psikolojiye Zarar

Bir ulusal sağlık araştırmasındaki 40 bin ABD’linin verilerinin değerlendirildiği çalışmada, obez erişkinlerin normal ağırlıktaki erişkinlere göre depresyon,

Yatmadan Önce Ekran Karşına Geçmeyin

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor.

Otistik Çocuklar Sesleri Daha Geç Algılıyor

Otistik çocukların, sesleri normal çocuklardan daha geç algıladığı belirtildi. Söz konusu gecikmenin otizm hastalarını teşhis etmek için bir işaret olduğu düşünülüyor...


Cinselliği Tabu Olmaktan Çıkarmak İçin

Konya'da, Ulusal Gençlik Parlamentosu çatısı altında bir araya gelen üniversiteli gençler, ''Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı'' konulu kampanya başlattı. Kampanyayı çoğunluğunu Selçuk Üniversite Kamu Yönetimi Bölümü öğrencilerin oluşturduğu ''Yerel Gündem 21'' topluluğu başlattı.

Ekonomik Kriz Ruh Sağlığını Tehdit Ediyor

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Uzman Dr. Halis Ulaş, ekonomik krizin, hem işverenlerde hem çalışanlarda hem de işsizlerde ruhsal problemlere yol açabileceğini söyledi.

 

Ergenlikteki Aşırı Stres Öğrenmeyi Etkiliyor

Ergenlikte maruz kalınan aşırı stresin, beynin hafıza ve öğrenme ile ilgili bölümünde önemli ölçüde değişikliklere yol açabileceği bildirildi.

Stres, Doğacak Bebeğin Zekasını Etkiliyor

Doğacak Bebeğin ZekasıLondra’daki Imperial College uzmanlarınca yapılan ve sonuçları Clinical Endocrinology dergisinde yayımlanan araştırma, ham ilenin yaşadığı stresin, gebeliğin 17. haftasından itibaren bebeği olumsuz etkilediğini gösterdi.

Tv Seyretmeye Sınır Gelmeli

Tv Seyretmeye Sınır GelmeliTelevizyon insanın psikolojisini bozuyor Hacettepe Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor.

Stres İyileşmeyi Yavaşlatıyor

ABD’nin Chicago kentinde bulunan İllinois Üniversitesi’ndeki (UIC) araştırmacılar, hayvanlar üzerinde yaptıkları testlerde, hayvanlar stres altındayken yaralarının iyileşmesinin yavaşladığını, ancak ekstra oksijen alımının bu yavaşlamayı tersine döndürdüğü sonucuna ulaştılar.

Strese Bağlı Hastalıklar Artıyor

Avrupa Parlamentosu’na sunulan bir araştırmada, modern hayatın kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığı uyansı yapıldı.

Suça Karışan Çocuk Akranından Etkileniyor

Suça karışan çocuklar üzerinde akranlarının etkisinin büyük olduğu ortaya çıktı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Çocuk İhmali ve İstismarı Araştırma Biriminde görevli çocuk gelişim uzmanı Gülümser Gültekin Akduman’ın yaptığı araştırma, suça karışan çocuklarla ilgili çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Uykusuzluk çekenlere müzik

Artık koyun saymak gereksiz.Çünkü güzel bir uykunun sırrı, uyumadan önce 45 dakika kadar rahatlatıcı müzik dinlemek. Journ al of Advanced Nursing adlı sağlık dergisinin haberine göre

Dikkat: Aile içi gerginlik çocuğun iştahını etkiler

Aile içindeki gerginlikler çocuğun iştahını olumsuz yönde etkiliyor. Ailedeki iletişim bozuklukları ve huzursuzlukların çocuğun ruhsal yaşamını doğrudan etkilediğini

Çocuk Ve Çocuk Filmi, Çizgi Film

Yetişkinler açısından nasıl bir film televizyonda izlemek ile sinemada izlemek arasında büyük fark varsa, çocukların küçük dünyalarında da bir filmi tv de izlemek ile sinema da izlemek arasındaki olağanüstü bir fark vardır. Öncelikle çocukların yalnızca iletiyle baş başa kalmaları söz konusudur.

Çocuklara yönelik filmlerin anlatıları, genelde daha önceden devinen anlatılardan izler taşımaktadır. Bu açıdan daha tanıdık, daha yakın gelen bu anlatı türü ile karşılaştığında çocuk, daha önceden dinlediği düşlediği masalı yaşıyormuşçasına olumlu etkilenir. Tanıdık bildik yönleri olan bu anlatıyı bir film biçiminde görmek pek çok açıdan olumludur. Anlamayacağı bir şey değildir artık film.

Adeta sahne sahne ne olacağını bilen ya da kestiren çocuk bu izleyici ko­numdan çok hoşnuttur. Ancak, masal dinlerken gözünde canlandırdığı ile ekranda ya da perdede gördüğü arasında fark oluştuğunda olayların oluşumunda ve sıra­sında bir değişiklik olduğunda izleyici konumundan, sorgulayıcı, yorumlayıcı konumuna atlamak zorunda kalan çocuk, sonuçta daha önce bildiği ve o anda görmekte olduğu şifreleri eşleştirmek yeniden anlamlandırmak zorunda kalır ve yorulur.

Yine de çocukların bu tür işlemleri zihinlerinde büyük bir hızla yapabil­dikleri bilinen dünya ile yeni karşılaşılan arasındaki köprüleri çabuk sandığımız­dan daha çabuk kurabildikleri ve kendi kendilerine yorumlar yaparak iki dünya arasındaki benzerlik ve farklılıkları saptayıp, yorumlayabildikleri ortaya çıkmıştır.

Ülkemizdeki çocuk filmleri döneminin ötesinde, yabancı kaynaklı filmler ve günümüz çocuk filmleri göz önünde bulundurulduğunda, film yapımcıları­nın, çocuğun sinema açısından yalnızca izleyici rolü ile yetinmedikleri, onu daha çok tüketim odaklı gördükleri de bir gerçektir. Diğer bir deyişle, çocuk filmi üreticileri çocukları izleyici olarak değil, tüketici olarak gördükleri için çocuk filmi yapmaktadırlar. Sinema ve çocuk ilişkisi söz konusu olduğunda bu bağlamda çocuk, tüketmeye zorlanan, adına seçim yapılan, sinemaya götürülen, eşlik edilen, yönlendirilen konumdadır.

Çocukların sinemanın amacı, alıcısı, hedefi olduğu durumlarda gündeme gelen izleyici çocuğun izlediği filmler ile çocuk filmi kavramı arasında fark vardır. Daha önce de değinildiği gibi, çocuk filmi kavramı, anlatısı, olayları ve biçimsel özellikleri çocukların algılama düzeyine uygun biçimde düzenlenmiş filmlerdir. İzleyici çocuk kavramı içinde ise, çocuğun izlediği her tür film bu­lunmaktadır.

Bu tür filmlerin içindeki karakterlerde çocuk bulunup bulunmadığı­na, türlerin, konuların ya da anlatım biçiminin çocuğa uygun olup olmadığına bakılmaksızın izleyicisinin çocuk olduğu düşünülmelidir. Bilim kurgu türü filmler ile, karate ve dövüş filmleri, komedi filmleri ve elbette çizgi filmler, çocuğun izlediği filmler arasında yer almaktadır.

Bu durumda filmin türü ya da konusu önemli olmayıp, filmi merkez olarak alan çocuk, izleyici çocuk ön plana geçmektedir. Son dönem filmlerinden örnek vermek gerekirse, Peter Chelsom'un yönet­menliğim yaptığı 1997 ABD-UEP yapımı film Koruyucu Meleğim, (The Mighty) Çocuk Merkezli Film olarak görülebilir. Bir başka ödüllü film, "Hırsız" da aynı şekilde, çocuğu merkez olarak alan bir filmdir. Türk filmlerinden örnek vermek gerekirse, Ayşecik, Ömercik, Sezercik filmleri de bu gruba girmektedir. Bu film­lerin izleyici kitlesinden çok, film olarak içerikleri ve anlatım biçimleri, bu anlatım sürecinde çocuğa verdiği önem ve çocuğun nasıl yansıtıldığı önem kazanmak­tadır.

Diğer grup için de yine son dönem filmlerinden, Sihirli Kılıç, Mulan, Anastasıa gibi çizgi filmler ile Flubber ve Dr. Doolittle hatta Zorro örnek olarak görülebilmektedir. Bu tür filmlerde filmin konusundan çok, bu konunun veriliş biçimi ve çocuğun ilgisini çeken öğeler ön planda olduğundan, içinde çocuk oyuncular bulunmasa da, bu tür filmlerin izleyicisi genellikle çocuklardır.

Sinema izleyici olarak çocuk, sinemanın amacı, hedefi, iletilerinin alıcı durumundadır. Bu açıdan çocuğun neyi, ne kadar sıklık ve yoğunlukla izlediği, izleme eylemini nerede, nasıl ve kimlerle gerçekleştirdiği, bu izlemenin onu hane açılardan ne denli etkilediği önemlidir. Neredeyse bütünüyle medya imaj lan ile yaratılmış bir dünyada yaşamaktayız, bu imajları kullanmakta, onlardan toplum­sal, politik ve diğer alanlarda anlamlar çıkarmaktayız.

Baudrillard'ın da de­diği gibi, teknolojideki ve yeniden üretimdeki son gelişmeler gerçeklik ve gerçek­liği temsil eden imajların çoğalmasına, enflasyonuna neden olmuşlardır. Fe­ke'nin belirttiği gibi, televizyonun neredeyse homojen bir yapıdaki topluma ulaşması ile, bireyler, izleyiciden çok birer okuyucu konumuna geldiler. Bunun da nedeni, gerek kitle iletişim araçları nedeniyle ulaşan iletilerin çözümlenmesi, belki de eskisinden daha fazla dikkat ve zaman gerektiren bir şekilde çözümlenmesi gerekmektedir. Toplumun bireyleri, izledikleri programlardan aynı iletileri, aynı anlamları ve aynı ideolojileri aldıklarından ve genellikle edilgen durumda oldukla­rından, algılama açısından temelde aynı ve homojen olarak kabul edilirler.

Son zamanlarda gelişen teknolojinin etkisi ile yalnızca canlandırma türü çizgi filmlerin çocuklar için üretildiği görüşü pek fazla irdelenmeden kat- edilmiş gibidir. Sinema endüstrisinin, yetişkinlerin yanı sıra, çocukları da izle­yici olarak değerlendirdiği ve onların izlemesi için filmler ürettiği varsayılmak­tadır.

Oysa çocuk filmi denildiğinde karşımıza çıkan olgular, çocuklara yönelik olmaktan kimi zaman çok uzaktır. Üstelik çocuk filmleri yalnızca tüketici çocuk düşünülerek hazırlanmış, genelde kâr amaçlı filmlerdir. Çocuk ve sinema ilişkisinde çocuğa ait bir "yer", küçük bir odacık bulabilmek için genelde film türleri gözden geçirilir. Sözde çocuklara uygun olanlar ise 'çocuk filmi' olarak sınırla­nır, çünkü sinema denilince akla önce geliveren, görüntüler ve seslerden som konudur. Konularına göre filmleri türlere ayırmak, çok daha kolaydır.

Çünkü aynı konuyu değişik akımların ya da bakış açılarının etkisi ile farklı biçimleri; ele almak ve işlemek söz konusu olabilmektedir. Filmlerin çocuk merkezli bir bakış açısı ile değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkacak olan film tipleri daha önce yapılan sınıflamalardan elbette farklı olacaktır. Böyle bir sınıflamada, çocuklara yönelik konuların oluşturulmasında ve çocuklara yönelik anlatıların özelliklerindeki nitelikler pek fazla değişmeyecektir, ancak, film tiplerine çocuk merkezli bu bakış açısı, biz yetişkinlerin gözü ile çocuğun sinemadaki yerinin ve işlevim daha iyi kavranmasına ve konumlandırılmasına yardımcı olabilecektir.

Film türleri ve filmlerin anlatılış biçimi, çocukların filmden hoşlanmaları. onu sevmelerine ve dolayısı ile anlamalarına neden olur. Bunun da ötesin­de çocuk, anladığı filmi yineleme yoluyla, kendine mal eder, onu bir parçası kıl ire getirir. Neredeyse, satır satır ezberlediği bir masal gibi, sahne sahne o süreyi yaşar. Bu filmdeki bazı anlatım unsurları aynı olsa bile, bunu ilgi ile ilk iti görüyormuşçasına zevkle izler. Çizgi filmlerin yinelenen sahnelerinde Tom % e Jerry'nin kavgalarını, Temel Reis'in ıspanak yemesini, Miki farenin çeşitli mecralarını merak ve heyecan ile bekler.

Çocuk, daha çok yetişkinlere yönelik diğer film türlerinden de zevk alabilir. Ancak, bu yine filmin konusundan anlatılış biçimi ile ilgili bir özellik taşır. Çocuklan düş dünyasına götü- ren, onlara olayları diledikleri gibi canlandırma ve düşleme olanağı veren, ilgi :ekici, merak uyandırıcı filmler, kurgusundan, montajına kadar onların anlayabileceği kavramları bir araya getirmelidir ki, çocuk filmi anlayabilsin. Bunun nesinde, çocuk filmi izler ancak, filmin kahramanlarının amaçlarını anlayamaz, olaylar arasındaki bağlantıyı kuramaz. Zaman dilimleri arasındaki ilintiyi kavrayamaz. Sonuçta filmden yalnızca bir-iki sahne kalır belleğinde.

Çocuklara yönelik bir film anlatım biçimi olan çizgi filmler teknik açı­lan, bütün konuların ve türlerin canlandırılmasına olanak tanıyacak denli zengin bir yapıya sahiptir. Burada günlük yaşamın parçalarından örneklerin bulunması ile birlikte, düşsel yaşama ilişkin pek çok parça ile karşılaşmak da olasıdır. Bel­ki de çocukların hoşuna giden bu anlatım zenginliği ve düş gücünün erişilmez üstünlüğüdür. Diğer filmlerden çok bilim kurgu ve çizgi filmlere yönelen ço­cuklar, dünyayı çizgi filmler yolu ile tanımaya ve düşlemeye çalışırlar.

Genel nitelikleri belirsiz, uçsuz bucaksız bir "Çocuk Filmleri" sınıflama­sı, çocukların oyuncu olduğu, çocukların bolca gösterildiği, çocukların imge olarak yer aldığı ya da çocukları izleyici olarak hedefleyen filmler olarak karşı­mıza çıkmaktadır. Kimi zaman da içinde çocuk olmasına karşın hiç de çocukla­ra yönelik olmayan filmlerle karşılaşmak olasıdır. Çocuk filmleri ile çocuğa yönelik olan filmler anlatılmak istendiğinde, bu sınıflamanın hangi çocuğu te­mel alarak yapıldığı da önemlidir. Sonuçta bu sorunun, "çocuk kimdir ve bu çocuğa özgü filmler nelerdir" şeklinde sorulması daha iyi olacaktır. Bu durum­da, çocuğun ve ona uygun görülen film grubunun daha indirgenmiş niteliklere sahip bir biçimde tanımlanabilmesi olasıdır.

Film türleri ve çocuk öz konusu olduğunda, konuya yaklaşım, konunun ele almışı ve işlenişi çocukların anlayabileceği düzeyde olduktan sonra, her tür filmin çocuklara uygun olduğu ve ilgisini farklı yönde çekebileceği düşünülebi­lir. Örneğin belgesel türü filmler, çocukların içinde yaşadıkları dünyayı ve ya­şamı daha iyi tanımaları, eğitsel açıdan yararlanmaları açısından önemlidir. Tarihsel film türü ile çocuklar, geçmişleri ile ilgili bilgileri canlandırılmış bir şekilde görürler ve bu bilgiler etkili ve kalıcı olur. Yaşamöyküsel filmler yoluy­la, kültürleri içinde önemli bir yer tutan bireyleri tanıma şansını yakalayabilirler. Destan türü ise yine kültürel birtakım söylenlerin çocuğa verilmesinde yardımcı olur.

Film türleri üzerinde yapılan araştırmalar, genellikle kovboy filmlerinin basit yapısına ve görsel unsurlarına karşın bütün kültürlerde sevildiğini tutulduğunu göstermektedir. Özellikle çocuklar için düşsel nitelikleri olar. bir dünya çok ilginçtir. Yine de farklı kültürlerin çocuklarının bu kovboy dünyasının kurallarını ve yaşam biçimini, o kültürün içinden gelenler kadar iyi anlamaları ve özümsemeleri beklenemez. Ağlatı, dram ve melodram türleri de çocuklar için hiç uygun değildir. Duygusal açıdan çok hassas olan çocuklar bu filmlerdeki duygusal yoğunluğu kaldıramayabilirler. Benzer şekilde soyut filmler bu tür anlatım mantığını henüz kavrayamayan çocuklar için uygun değildir. Bu yüzden, bu tür filmlerden çok güldürü, müzikli-danslı filmler, şeridi ve polis filmleri, onların hoşlarına gider.

Bu filmlerdeki gülmece unsurlar müzikler ve kahramanların başından geçen serüvenler, çocuklar için gerçekten çok caziptir. Kahramanların başarı kazandığı, adaletin sağlandığı polis filmlerin­de çocuklar etik öğretiler edinirler. Bu filmlerdeki kaçma-kovalama sahnelerine yoğun ilgi ve heyecana neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, çocukların çoğunun korku filmlerinden olumsuz etkilendikleri saptanmıştır. Kiminin, izlemeye bile dayanamadığı korkunçluktaki filmler, onların gözlerini kapamasına, başka odaya kaçmasına, hatta günler sonra bile uykularından ağlayarak uyanmalarına neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda izlenen korku filmlerinin, konuyu tam olarak kavrayamayan küçük beyinlerde, yaşam boyu sürecek korkulara neden olduğu bilinmektedir. Bilim-kurgu türü ile filmler, her zaman çocukların ilgisini çekmiştir. Ancak tüm dünyadaki çocukların en çok sevdikleri film türü canlandırmadır.

Gerek çizgi oluşu ve gerçek kahramanlara yer vermeyişi, gerekse ele aldığı konuların çocuksuluğu yönünden çocukların en çok seçtiği ve belki de yaşam boyu ilgisini sürdürdüğü tür canlandırma türüdür. Çocuklara uygun dünyasına en uygun olan, onları sevdikleri kahramanlarla buluşturan, çeşitli hayvan figürleri içeren, müziği ile, sesi ile hareketleri ile çocuklara daha yakın olan canlandırma sineması, gerek çocuklardan da gördüğü ilgi üzerine, gerekse gelişen teknolojinin yardımıyla, her gün daha mükemmel ürünler sunmakta ve bu ilgiyi ayakta tutmakta kalmayıp, bütün gelecek nesilleri de etkisin altına almakla­dır. Çocukların çizgi film izleme döneminin en yoğun olduğu yaşlar 5-11 olarak saptanmıştır. 12-14 yaşından başlayarak çocukların daha gerçekçi konulara yö­neldikleri bilinmektedir. Bununla birlikte çizgi filmler ve çizgi film izleme alış­kanlığı ilk gençlik döneminde, orta yaşta ve özellikle yaşlılık döneminde kısaca, her yaşta yoğun olarak sürdürülebilen bir alışkanlık haline gelmektedir.

Film türü sınıflamalarında çocuğa en yakın tür olarak canlandırma türü ve çizgi filmler olarak sınıflanır. Oysa, çocuklar için, sinemadaki canlandırma film örnekleri belki çok ulaşılmaz bir noktada durmakta, belki de izledikleri onlarca diğer tür arasında kaybolup gitmektedir. Film türlerinin çocuğa uygunluğu bir konu, çocuğun hangi filmleri izlediği ayrı bir konudur. Çocuğun hangi filmlerde karşımıza çıktığı ise tümüyle farklı bir konudur. Bu durumda, önemli olan, ço­cuklara yönelik filmlerin, içinde çocuk, bulunan filmlerin, içinde çocuk imgesi bulunan filmlerin diğerlerinden ayrımlanabilmesi ve bunların yeterince dikkatli bir biçimde değerlendirilerek ulusal ya da evrensel çocuk imgelerine ulaşılabil- mesidir.

Yukarıda özetlenmeye çalışılan nedenlerden dolayı, sinemadaki çocuk kavramı ele alındığında, türler açısından bir bakış açısı geliştirmek olanaksız görünmektedir. Özellikle günümüz çocuklarının sinema ile olan ilişkisi göz erinde bulundurulduğunda, çocuğun sinemanın neresinde durduğu ve sinemaların çocuğun yaşamında ne kadar yer kapladığı daha önemli görünmektedir. Sinema türleri, çocuk için besleyici vitaminler içeren sebze ve meyveler gibidir. Mevsimin elverdiği, ailesinin gücünün yettiği meyve ve sebzeleri, kimi zaman yalnızca kendisine sunulduğu için, kimi zaman da kendisi tutturup istediği için yiyerek tüketen bir çocuk gibi, her tür filmden alınacak bir lezzet, bir ders var­ın. Bunun dışında, her film vitamini vücuda karışan ve posası dışarı atılan meyve ve sebzeler gibi, anlıklardan silinecek, ondan kalanlar yalnızca çocuğun bedensel, düşünsel, gelişimine yardımcı olan parçacıklar olacaktır.

Filmlerin türlerine ve konularına göre sınıflandırılması özellikle günü­nüzde çok kolay değildir. Eskiden aile filmi diye sınıflanan filmler, ailece izlenmesinde bir sakınca görülmeyen, içinde çocuklara zararlı konular ve parçalar bulundurmayan filmlerdi. Ancak bunun da ötesinde o dönemin ailesinin sinemaya gitme alışkanlığı ile de ilgiliydi aile filmleri sınıflaması. O dönemlerde televizyonun ya da başka eğlence olanaklarının yaygın olmaması, sinema biletlerinin ucuz olması birçok filmin ailece gidilebilir hale gelmesinde önemli rol oynamıştır. Günümüzde ise ailenin sinemaya gidebilmesi için özellikle büyük bir gayret sarf etmesi ve daha da ötesinde bir bütçe ayırması gerekmektedir.

Bunun yanı sıra, değişen dünya ve toplum yapıları, filmlerin yapılarını etkilemektedir. Özellikle tek tip izleyiciye göre yapılan filmlerin yerini, her kesimden insanın gidebileceği ve kendi dünyasına, kendi yaşamına uygun birşey bulabileceği popüler filmler tercih edilmektedir. Bu durumda yetişkinler için ayrı film­ler çocuklar için ayrı filmler sınıflamasının bile zaman zaman terk edildiğini görmekteyiz. Aile filmi sınıflaması da günümüzde geçerliğini kaybetmiş yeni bir kavram olarak karşımıza çıkmıştır. Eskiden ailece gidilen filmlerin yerini gün bireysel seçimler almıştır. Neyin tam olarak çocuksu, neyin yetişkin ko­nusu içinde olduğunu da kestirmekte zorlanıldığı hissedilmektedir.

Örneğin için hazırlandığı düşünülen pek çok çizgi filmde gerek konular gerekse iletiler açısından çocuğa uygunluk açısı pek fazla hesaba katılmamaktadır. Bunun yerine o filme kaç yetişkinin çocuklarıyla birlikte gelebileceği ve yetişkin­lerin gözü ile filmin nasıl göründüğü ön planda tutulmaktadır. Bu tip filmlerde genellikle çocukların anlayamayacağı espriler ve kavramlar da bulunmakta, hatta yetişkinler çocuklardan daha ön planda tutulmaktadır. Ancak, sonuçta, bu gibi iniş çıkışları, yalanları, ikilemleri yoktur ya da çocuklar böylesi bir gerçeğe hazır değillerdir.

Çocuk filmlerinin özellikleri elbette yalnızca türle ya da yalnızca konu ile belirlenemez. Çocuk filmlerinde anlatı biçimi de çok önemlidir. Çocuk, filmi izlemeye başlamış olsa bile, eğer filmin anlatısının kendisine uygun olmadığını hissederse, filme olan ilgisini yitirir. Bunun yanı sıra, aynı film tipi içinde sınıf­lanabilecek, öylesine çok farklı filmler bulunabilir ki, bunlardan bazıları çocuk için uygun ya da çekicilik bile olmayabilir. Bu tip filmler sınıfına girebilecek örneğin bir Alaaddin'in Lambası ile Pamuk Prenses ve 7 Cüceler çocuklar için çok caziptir. Çünkü hem anlatıları masal biçimindedir, hem konu olarak çocuk­lara uygundur, hem içinde çocuk karakterler bulunmaktadır ve çocuksu öğelere sıkça rastlanmaktadır, üstelik çizgi filmdirler. Oysa aynı grubun içinde yer alabilecek olan örneğin Şifre Merkür, Lost in Space (Uzayda Kaybolduk), Star Wars-Episode I gibi filmlerin de izleyicilerinin çocuk oldukları düşünüldüğün­de, birbirlerinden çok farklı türde filmlerin aynı sınıflamaya girebildiğini gör­mekteyiz.

Çocuk ve Çizgi Film

Film türleri ile çocukların ilgisi konusunda herhangi bir olumsuzlanma düşünülmemesine karşın, belli film türlerinin çocukların özelliklerine ve algı­lama yeteneklerine uymaması yüzünden onları fazlaca ilgilendirmeyeceği düşü­nülmektedir. Bunlar içinde, konusu ağır gelişen dram, melodram, ağlatı, tarihsel film türü, belgesel ve destan türü filmler verilebilir. Yaşamöyküsel ve soyut filmlerin de çocuğu ilgilendiren özel bir yanı olmadıkça eğitici bölümler dışın­da, çocuğun ilgisini çekmediği görülebilir. Müzikal filmler zaman zaman ço­cuklar için ilginç olabilmektedir. Ancak, burada yabancı dil konusu göz ardı edilmemelidir. Kovboy türü filmlerin ise içinde çok fazla hareket yoksa çocuğa sıkıcı geldiği söylenebilir. Korku filmlerini 9 yaş üstü çocukların özlediği ve heyecanla beklediği görülebilir. Buradaki güdü, çocuğun bir yetişkine olan ge­reksinimini ön plana çıkarma olanağı yaratılması ve gerilme ve gevşeme strate­jinin kullanılması olabilir.

Çocuk, yapısı gereği hem çok gergin hem de son derece rahatmış gibi görünebilir. Ancak, içindeki gerginlikleri tümüyle atabil­mesi için bu tür ortamları kendisinin yaratması da söz konusu olabilecektir. Bunun dışında çocuğun ilgisini çeken asıl türler, canlandırma türü, polis, serüven, güldürü ve bilim kurgudur. Çocukların pek azı bunlar arasında gerçek bir seçim yapabilmektedir. 12 yaşa dek çizgi film çocuklar açısından en güzide film türüdür. 5-11 yaş arasındaki çocukların çizgi filmleri seçme oram % 12 iken, 12-19 yaş çocuklarında bu oran % 0,5'e düşmektedir.

Bu film türü, güncelliğini asla yitirmez, çocuklar büyüyüp ergen hatta yetişkin olsalar da göz ucuyla ya da dikkatle izledikleri çizgi filmler mutlaka olacaktır. Güldürü türü filmlerin iz­lenme oranı % 5 olmasına karşın, bunlar çocuğu çok mutlu eder, güldürü öğeleri paylaşılan, yaşama aktarılan ve çocuğun daha yoğun ilgisini çeken filmler olarak karşımıza çıkar. Çocuklar, hem yaşayamayacaklarını bilirler hem de kendilerini "-miş gibi" hissedebilecekleri ortamlar düşlerler. Bu yüzden, serüven filmleri, polis ve bilim kurgu filmleri onlar için bulunmaz fırsatlardır. Çocukla­rın seçimleri bir yana, büyüklerin onlar için uygun gördüğü tek tür canlandırma türüdür. En azından, çizgi filmlerde de şiddet öğelerinin yer aldığı saptanan dek öyle idi.

Diğer bütün film türleri içinde çizgi film, doğrudan çocuk izleyiciye yö­nelik olması ile dikkati çekmektedir. Çizgi filmlerde çocuk karakterler, yetişkin­ler, hayvanlar, doğaüstü ve bilim kurgu karakterler vardır. Bu özellikleri ile diğer filmlerden ayrılan çizgi filmler, neredeyse, başından beri çocuklar, "amaç" olarak görmektedir. Yine de yetişkinlere yönelik çizgi filmlerden de söz edilebilir. Diğer film türleri, çocuğun perdede bir "araç" olarak kullanılma­sını sağlamaktadırlar. Bunların pek azı başrol oyuncusu olarak çocuğa yer ver­mekte ya da tümüyle çocuk izleyicilere yönelmektedir. Bu yüzden çocukların diğer film türlerine bakışı farklıdır.

Gerek ekonomik kaygılarla olsun, gerekse toplu­mun tüm kesimlerine seslenebilme çabası ile olsun, film türlerinin de sınıflan­masının gün geçtikçe zorlaştığı söylenebilir. Bir filmde hem güldürü, hem ağla­tı öğeleri, hem belgesel havası, hem polisiye ve korku hatta bilim kurgu öğeler, bulunabilmekte, bunlara eklenen bir çocuk karakter de varsa eğer, bu film çocuk açısından görülmesi gerekli bir hale getirilmektedir. Örn: Bruce Willis ile otistik bir çocuğun filmi olan, Şifre Merkür, bu filme benzer bir başka film de Altıncı Histir. iyilik Yap İyilik Bul, The Kid, Stuart Little, Yapay Zeka gibi filmler de yine içindeki çocuk oyuncular ile konu ve anlatım biçiminin birbirinden ayrılmaz bir biçimde birleştiği filmlerdir. İçinde çocuk oyuncu olmamasını karşın, Flubber, Müfettiş Gadget, Armageddon, Godzilla, Lost In Space, Kurtu­luş Günü gibi filmler bu türe girebilir. Çocuğun bu filmleri diğer filmlerden daha fazla sevdiği bile ileri sürülebilir.

Çünkü böyle karışık tür filmlerde çocuk gerilim ya da gözyaşı sahneleri ardından bir kahkaha sahnesinin geleceğini ve rahatlayacağını bilir. Karışık tür film çocuk açısından daha önemlidir çünkü içinde yalnızca çocuğa özgü bir anlatım biçimi ve çocuksu öğeler değil, yetişkin­lere yönelik öğeler de taşır. Bu durum, çocuk açısından, "ben bu filmi izleyip anlayabiliyorum" fikrini geliştirdiğinden, yetişkinlere yönelik de olsa, film ço­cuğu çekmekte ve izlediği zaman ona belli bir ileti vermese de hoşça zaman geçirmesini sağlayabilmektedir.

Yetişkinlere yönelik pek çok filmde çocuk ön plana çıkabildiği gibi, ço­cuklara yönelik olduğu ileri sürülen filmlerin pek çoğunda yoğun olarak yetiş­kinlere yönelik kavramlar ön plana çıkmaktadır. Zaman zaman çizgi filmlerdeki temel eylemler çocuklar tarafından ya tam olarak algılanamamakta, ya da anla­mı kavranamamaktadır. Örneğin, Nötre Dame'm Kamburu'nda Esmeralda'nur. Qasimodo'ya neden içecek bir şey verdiği, Aslan Kral daki kötü amca Scar'm neden Kral Mufasa'yı öldürmek istediği ve tuzak kurduğu pek çok çocuk tara­fından tam olarak anlaşılamamaktadır. Anastasia'da ve Küçük Deniz Kızı'nda çocukların kavramları arasında olmayan pek çok şey bulunmaktadır.

Kimi kez, yetişkinlerin de bu tür filmleri çocukları ile izleyebileceği göz önünde bu­lundurularak satır aralarına serpiştirilen onlara yönelik gülmece unsurları da çocuk açısından anlaşılmazdır. Benzer şekilde değerlendirmek gerektiğinde çizgi film olmasına karşın örneğin bir Hayvanlar Çiftliği, Karınca Z ya da Mısır Prensi, belki de Tarzan filmleri aslında çocukları hedeflememektedir. İçerdikleri politik iletilere, satır aralarına serpiştirilmiş siyasal yönlendirmelere karşın, yinede çocuklar bunları izlemekten zevk alırlar. İçinde bulunan hayvan figürleri çocuklara ilginç gelmektedir.

Bu filmleri çocuklar açısından cazip kılan şey ise, ilerinde bulunan düş ve gülmece öğeleri ile çizgi film oluşlarıdır. Düşsel imgeler arasında uçma, gölgesiyle konuşma, her türlü mekanik yeni araç gereç, farklı tipteki  yaratıklar olağandır. Bunlar çocuğun dünyasında öylesine gerçek bir yere sahiptirler ki, her an karşılarına çıkıverecekmiş izlenimi verirler ve kendilerine ait bağımsız bir dünya oluştururlar. Çocuk, aslında mantıksal olarak gerçeğin ve düşün nerede başlayıp bittiğini sezinlemesine belki de bilmesine karşın, bu düş­sel dünyada mutlu olur.

Çizgi film türünün çocuk dünyasında çok önemli bir yeri vardır. Bu yüz- den Türler söz konusu olduğunda genellikle ilk akla gelen şey, çizgi film ve ço­lak ilişkisidir. Çizgilerin hareket etmesi, renkli ve çocuksu olması çocukların çizgi filme önem vermelerini, kendilerini bu türe yakın görmelerini sağlar. Konusu ne olursa olsun, içindeki iletiler çocuklara uygun olsun olmasın, yetişkin­lerin de çocuklar için uygun gördüğü tür çizgi filmdir. Çizgi film türünün çoçukların  kendiliklerinden mi, yoksa yetişkinler tarafından çocuk programlarına sıkça dolgu malzemesi olarak yerleştirildiklerinden midir bilinmez, çocuk ve çizgi film bağlantısı çok erken yaşlarda, çocuk televizyona yöneldiği anda kurulur .Aslında bir filmin çizgi film olması, onun anlatımının ve olay örgüsünün basit, iletilerinin çocuğa yönelik olduğunu göstermez.

Çizgi film çizme işi teknik açıdan epey zahmetli olduğundan ilk önce kısa metrajlı çizgi filmlere yönetilmiştir. Çizgi filmin tarihine baktığımızda, ilk çizgi film, 1906 yılında, ABD ve İngiltere'de gerçekleştirildiğini görmekteyiz, Amerika'da ilk örneği, James Stuart Blackton tarafından Vitagraph Co. adına Iralan "Humerous Phases of Funny Faces"tir. Tüm ilk Amerikan çizgi filmlerinden olduğu gibi gibi, Blackton da filmin başında bir resim çizen ressamı gösteriyordu. Sonra ressamın çizdiği resim birden canlanıyor ve hareket etmeye başlıyordu. 8000 çizimden oluşan bu ilk Amerikan çizgi filminde, gözlerini hareket ettirirken sigaranın dumanının genç bir kıza doğru üfleyen bir adam ve bir çemberden atlayan köpek gibi basit karakterler vardı. İngiltere'de yapılan ilk çizgi film de, aynı yılın Nisan ayında Walter Booth tarafından Çhares Urban Trading Co. gerçekleştirildi. "Sanatçının Eli" adlı filmde, önce Booth"un eli, bir kadın ve bir erkek çizerken görülüyor, sonra bu çift dans etmeye başlıyordu.

Çizgi filmlerin ilk hayvan kahramanı, "Old Doc Yak" adlı bir keçidir. Kısa  pantolon giyen bu keçi, perdeye Chicago Tribüne gazetesinin karikatüristlerinden Sidney Smith tarafından getirildi ve 1913 yılının Temmuz ayındı, dizinin ilk film çekildi. Bu çok tutulan kahraman, çizgi filmlerin çocuklar için  bir eğlence aracı olması açısından büyük katkıda bulundu. Bu gelişimin etkisi hemen görüldü ve Pat Sullivan'm "Felix the Cat" binlerce çocuğun sevgilisi haline geldi.

İlk renkli çizgi film ise Brewster renklendirme yöntemiyle New York'ta_ Bray Picture tarafından çekilen "The Debut of Thomas Katidir. 8 şubat 1920'de gösterime girmiştir. Transparan selülodlar üzerine çizilen resimler tersten boyanmış ve renkli olarak çekim yapılmıştır. İlk sesli çizgi film ise PaulTerry tarafından yapılmıştır. Ezop'un fabllarından yola çıkılarak hazırlanan bu film, Van Beuren Enterprises şirketi adına çekilmiş ve 1 Eylül 1928'de York'ta Mark Strand'da galası yapıldıktan sonra gösterime girmiştir. Disney'in "bir yığın patırtı" diye nitelendirdiği bu filmden sonra Disney ya; olan ilk sesli çizgi film "Steamboat Wıllie" 18 Kasım 1928 günü, yine York'ta Colony Theatre'de gösterime girmiştir. Bu film ile çizgi film dünya da bütün zamanların en büyük kahramanı Micky Mouse da izleyicilerle tanışmıştır.

İlk uzun metrajlı çizgi film ise Arjantin'li sanatçı Don Frederica Valle tarafından 1917 yılında gerçekleştirilmiştir. 60 dakikalık bu filmde, dönemi devlet başkanı hicvediliyordu. Diagones Tabora yönetiminde beş kişilik bir çizgi ekibi, filmi gerçekleştirmek için 50.000 çizim yapmıştı. Çok ilginçtir ki, ilk uzun metraj çizgi film de Arjantin'den çıkmıştır. 1951 yılında Quirino Cristian tarafından yapılan "Peludopolis" adlı film Devlet Başkanı Irigoyen'i hicveden film, Vitaphone sistemiyle seslendirilmişti. Uzun metrajlı ve sesli ilk çizgi ise Walt Disney yapımı olan "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler"dir. 21 Aralık 1937 günü, Los Angeles Cathay Circle Theatre'de gösterime girmiştir

Bilindiği gibi, bu tür filmlerin yapımı daha sinemanın başlangıç aşamasında  bir çok ülkede önemle ele alınmıştı. Türkiye'de ise ilk ele alınışı 1950 lere rastlamaktadır. Daha sonra çok özel çabalarla meydana getirilen bir kaç örnek dışında bu alanın varlığından söz etmek olanaksızdır. Diğer sanat dallarını yasla yakın bir geçmişe sahip olan çizgi film, gelişim süreci içinde kendi temel ilkelerini, sinema, karikatür, çizgi roman, plastik sanatlar ile grafik mizah bar­lamında ele aldığımız mim sanatından kaynaklanarak oluşturmuştur.

Dünya sineması çizgi filmle 1906'lardan başlayarak tanışırken, Türk Sinemasında bu tür bir deney ancak 1951 yılında gerçekleştirilmeye çalışılmış, çocuklarda başarısız olunmuştur. Türk Sinemasında ilk cartoon film yani canlı resim denemesi, 1951 yılında yapımcı Turgut Demirağ'ın girişimiyle gerçekleştirmiştir. "Evvel Zaman İçinde" adlı bu uzun metrajlı çizgi filmin resimleri karikatürcü-desinatör Yüksel Ünsal yönetiminde 20 kişilik bir ressam ekibi tarafından çizilmiştir. Özgüç, bu durumu şöyle dile getirmektedir. "Bütün yabancı çizgi film kahramanlarının yanı sıra, kendi ülkemizden bir kahraman da izleyebilecektik. 23 yaşındaki Yüksel Ünsal 'ın bu denemesinde bizim masal kahramanlarından Nasreddin Hoca'yı, Keloğlanı'ı canlandırmıştı. Yazık ki tüm bu çabalar boşa gidecek, her 30 m. çekildikten sonra banyo yapılması için gönde­rilen parçalar tümüyle Amerika 'daki bir laboratuarda kaybolacaktı"  Aslın­la ülkemizde çizgi filmin göz ardı edilmiş olması çok büyük bir kayıptır. Ülkemiz çizerler açısından çok büyük bir kapasiteye sahiptir diyebiliriz. Büyük teknolojik donanımlar ve olağanüstü yatırımlar gerektiren sinema filmleri alanın­la belki başarı sağlanması güç olabilirdi, ancak, daha az teknolojik olanak ve daha çok sabır ve çizim tekniği gerektiren bu alanda epeyce başarılı olunabilirdi. Şerli çizgi filmlerin azlığı, çocukların bu film türüne tutkusu ile gündeme geldiğinde çocukların yabancı çizgi filmlerin esiri olmaktan başka yapacak bir şeyleri kalmamaktadır.

Dünyada çizgi filmlerin gelişimine ve dünyaca tanınan kahramanlara baktığımızda , şu ilkler aklımızda kalır. 1914'de ortaya çıkan Gertie The Imifaur (Dinazor Gertie), Wmsor McCay imzasını taşır. Yine aynı yıl Colonel Fifera Liar (Albay Heeza Liar) John R. Btay'm denemesi gündeme gelir.

Bud Fisher'in Mutt and Jeffi izleyici ile tanışır. Ardından 1917'deki be 5 al livan imzalı Felix The Cat (Kedi Felix) çocukların sevgilisi olur. Daha sonra  1918'de McCay çizgi film tarihinin ilk uzun metrajlı filmini gerçekleşti- - Smking of the Lusitania (Lusitania'mn batışı). 1920'de çizilen Koko The -t. (Palyaço Koko) Maxve Dave Fleıscher'in yaratıcılığının eseridir. :1926 da Kurbağa Flip, Ub Iwerks tarafından yaratılmıştır.

Walt Disney ve Ub Iwerks'in ortaklaşa yarattıkları Fare Oswald 1926'da Fare Mortimer'i 1928'de sinemaya kazandırılmıştır. Fare Mortimer daha  Walt Disney'in en çok tanınan çizgi film kahramanı "Mickey Mouse" olarak ününü sürdürür ve dünyaya çizgi filmin vazgeçilmezliğini müjdeler, m Betty Boop yine Max ve Dave Fleischer'in unutulmaz karakterini si- , ı taşır. 1933'de ilk Temel Reis, (Popeye) de yine Max ve Dave Fleischer inâan çocuklara armağan edilecektir. 1937'de Walt Disney "Pamuk Pren- m Yedi Cüceler"i ölümsüzlüğe ulaştırır. Artık çizgi filmler küçüklerin olduğu denli büyüklerin de ilgisini çekmektedir. 1940'la birlikte gündeme gelen ı Jerry, W. Hanna ve J. Barbera'nm Ağaçkakan Woody (Woody Woodpecer) Walter Lantz'm yaratıcılıklarının esendir. 1942'de Paul Terry Fare Mighty'i, 1948'de de Chuck Jones Gugukkuşu Beep Beep'i çizmişlerdi: 1972'deki Fritz The Cat (Kedi Fritz) ise Ralph Bakshi'nin kahramanıdır.

Disney, çizgi film dünyasında çok önemli bir yer tutar. Gerek sinemacı gerekse televizyonda çizgi film denince akla ilk gelendir. Disney filmlerinde görüle gelen hayvanlar, çocukların çok ilgisini çeker, arkadaşı haline gelir. Bu hayvanlar, konuşan, hisseden, gülen ve güldüren, kısacası insan gibi davranır, yaratıklardır. Çocuklara bambaşka bir dünya, bir fantezi ve düş dünyası sunar­lar. Bu dünya vazgeçilmezdir. Hareketli resim olarak adlandırılan Wal1 Disney'in filmlerini ya da çizgi kitaplarını (comic strip) tanıyan herkes bir tipleme olan Miki'nin gerçek bir fareye benzemediğini ve fare özellikleri göstermediğini bilir. Fakat kahramanın bu gerçek dişiliği kimseyi rahatsız etmez.

Çünkü Miki, bir nesnenin ya da olayın simgeleştirilmiş halidir. Çocuk sevecen­likle olayı bir hayvan-insan karışımı olarak izler. Bu dönemde Disney dünyası, çocuklara Plüto (Pluto), Donald Duck, Varyemez Amca ve Gufi (Goofy) gibi çizgi romandan çizgi filme geçen tişörtlü ve kasketli kahramanların oynadığı kısa metrajlı diziler armağan etmiştir. Çizgi film teknolojisini çok iyi izleyen ve uygulayan Disney grubu, 1932'de rengi, Flowers and Trees (Çiçekler ve Ağrı­lar) 1937'de Eski Değirmen'de çizgi filmde çok planlı kamerayı kullanmıştır. Tam anlamıyla bir ticari başarısızlık olmasına karşın Disney filmleri arasında 1940'da üretilen Fantasia önemli bir yer tutar.

1940'da Pinokyo, 1941'de Uçan Fil Dumbo ve 1942'de Bambi adlı uzun metrajlı filmler üretilir. Disney bu ta­rihten sonra bir yapımcıdan çok canlandırma sinemacısı durumuna gelerek macera filmleri 1950'de Define Adası, 1953'te belgesel diziler "Yaşayan Çöl" (The Lıving Desert) ve 1964'de müzikal komedi Gökten İnen Melek (Marry Poppins) ile gerçek dünya ile çizgi dünyasını birleştirmeyi başarır. Tex Avery'nin kahramanları Bugs Bunny, Uyurgezer Köpek Droopy ve sürekli üşüyen penguen Chilly-Willy de çocukların sevdiği kahramanlar arasında yer al­maktadır. Çizgi diziler, televizyonun gelişmesi ve yaygınlaşması ile dahada tutulur ve izlenir olurlar. Heidi, Şeker Kız Candy gibi diziler, çocukların sevgilisi olur. Daha sonra ucuz ve çok oldukları için piyasaya girmeyi başaran Japon çizerlerin eserleri çocukları etkilemektedir.

Deniz Güler, çizgi film konusunda şunları söylemektedir. "Çizgi filmin yapısını oluşturan öğeler arasında öykü önemli bir yer tutar. Çizgi filmler insan benliğini iki yönden sarmaktadır. Biri sunulan konuların içeriği, söz ve davranışlar, iletilen konu, diğeri de bu konunun sunuluş biçimidir. Yapısı da iki matik temele dayanmaktadır. Birinci dramatik yapı, bozulan bir şeyi, bir yanlışı onarmayı, araştırma ve geziyi içerir. Kısa sarımlı yayınlanan bu tür çizgi film­lerin amacı sırf eğlencedir. İkinci sınıflama ise, simgesel ve soyut amaçlar (bir­liktelik, var olmak) ve toplumsal bir durumla ilgili sonuç amaçlar (yaşam, top­lumsal düzen, korunmak) yer alır.

Bu sınıflandırmaya giren çizgi filmlerde ey­lem daima ortaklaşa yapılır. Gereksinimler bireye değil gruba aittir. Canlan­dırmanın tarihsel gelişiminde Fleischer Kardeşlerin yarattığı Betty Book, Marilyn Monroe'dan çok önce ortaya çıkmıştır 444 Bunun ardından son derece miyop olan, bu yüzden başına türlü işler gelen "Mr. Magoo " tipi, "Pembe Pan­ter" tipi, sinema yıldızlarının doğmasına neden olmuştur. Deniz Güler, çizgi filmin tarihsel gelişimine ve televizyonda yayınlanan çizgi filmlere bakıldığında hayvansal nesnelere, tiplemelere önem verildiğinin görüldüğünü belirtir. "İlk canlandırma filmi bir dinazordu ve sesle birlikte, ilk kez bir müzikal çizgi filmde kullanılan hayvan da bir faredir. Ağaçkakan, ördek, kedi, yenilmez fare, konu­şan köpekler, yenilmez sincaplar ve insan-hayvan karışımı olan çeşitler çizgi filmin karakterleri olarak ortaya çıkarlar. " demektedir.

Çizgi film karakterleri için şunları da dile getirir. "Çizgi filmdeki kişiler, hayvanlar, insanlar ve düşsel kişiler olmak üzere üç grupta toplanabilir. Çizgi filmlerin hayvansal karakterlerle dolu olması rastlantı değildir. Hayvansal özellikler karakterlere bir masumiyet kazandırırken, doğada karmaşık toplumsal ilişkileri tümüyle kaplar, belirler. Çocuğun önceleri hayvanların sezgisel, oyun dolu yanlarını algılamaya ve benimsemeye yatkın olduğu doğrudur. Başka deyişle çizgi filmde hayvanlar aracılığıyla  çocuğun iç dünyasını yansıtma olanağından yararlanılır. "

Güler, çizgi filmlerde hayvan karakterlerinin kullanımının iki biçimde gerçekleştirildiğini ayrımsar.448

1.   Oyunun başkahramanı olarak: Bu şekildeki kullanımda, hayvanlar ya doğanın bir parçası olarak ya da olayların odak noktası olarak geçerler. Hayvanlar doğanın bir parçası olarak alındığında, kendi özel­liklerini de yansıtmaktadırlar. Tek farkları konuşabilme özelliklerinin olmasıdır. Fakat çizgi filmde odak noktası olduklarında insanın bir sim­gesi haline gelmektedirler. Başka deyişle, insanı oynayan simgedir. Kişiliğinde hem çocuk, hem de yetişkin özelliklerinin en iyi şekilde bir araya gelmesi açısından Miki Fare örnek olarak gösterilebilir.

2.   İnsanlara yardım eden olarak: Hayvan karakterlerinin ikinci kullanım şekli insanlara yardım etmesidir. Bu durumda da öyküde anlatıldığı gi­bi her zaman haksızlığa uğrayan, doğru ve iyi olandan yanadır. Çizgi filmde insan karakterleri az sayıdadır. Çizgi filmde kullanılan çocuk figürleri ve insan şekilleri, gerçekten yetişkinin bir öz simgesidir.

Sonuç olarak güler, şöyle söyler. "Çizgi filmlerin toplumsal bir işlevi vardır. O da çizgi filmin bir iletişim aracı olmasından kaynaklanmaktadır. "Ka­rarlaştırılmış belirli bir anlamı olan resim, harf, bitki, hayvan gibi işaret" ola­rak tanımlanan simge toplum içinde iletişimsel davranışları kolaylaştırmak amacıyla kullanılır. Böylece, simgeler iletişimin aracı haline gelir. Her çizgi filmin bir iletisi vardır ve bu iletiyi genellikle simgesel anlatımla verir.

Çizgi filmlerin, en büyük işlevi olarak okul öncesi ve ilköğretimdeki ço­cukları eğlendirilmesinin yanı sıra, asıl onların eğitilmesi ve yaratıcı zekâlarını geliştirilmesine katkıda bulunmaları görülmektedir. İlgaz, bu filmlerin, çocukla­rın formasyonuna olan katkıları yadsınamayacak kadar büyük olduğunu belirtir ve yetişkinler için üretilen çizgi filmlerin de aslında amacı, hatta işlevinin pek farklı olmadığını söyler. Ona göre, insan yaşamı boyunca yaşamı daha anlamlı ve kolay kılabilmek için sürekli öğrenmek ve yaratıcı zekasını geliştirmek du­rumundadır.

450 "Büyükler için üretilmiş çizgi filmleri, çocuklar için üretilen çizgi filmlere orantıladığımızda, büyüklerin bu konuda oldukça şanssız olduğu­nu görüyoruz. Bu konuda büyüklerin de çocuklar gibi aynı gereksinim içinde. oldukları her nedense film yapımcıları ve animatörler tarafından göz ardı edi­lir. Bunun altında hiç şüphe yok ki, tecimsel kaygılar yatmaktadır. Bugün TV'ı izlenilen çocuk filmlerinin pek çoğu bu tecimsel amaçlar hedeflenerek üreni mektedir. Bu filmler biçimlemede estetikten, anlatımda da sinematografik kalite teden yoksundur. Türkiye 'de özellikle çocuklar için geniş ölçüde yapımı öneri önerilebilecek bir türün çizgi film (canlı resim) türü olması, Türk sinemasının gem nitelik karakterine de yön vermesi bakımından dikkate alınmalıdır." diyerek: durumu özetler.

Günümüzde büyük yapım "high concept" çizgi filmlerin TV ve sinemalarda giderek tekrar eski günlerdeki gibi seyircinin ilgisini çektiğini görüyoruz. Örneğin, "Alaaddin" filminin yalnızca Amerika'da 200 milyon dolar hâsıla yapması bu başarının canlı kanıtıdır. Bunun yanı sıra Lion King, The L: Unicorn, 101 Dalmatians, 102 Dalmatians, Tarzan gibi filmler de oldukça fazla ilgi gören ve getirişi yüksek olan filmlerdir.

İlgaz'a göre, çizgi filmlerin çocuğun bilişsel, duygusal durumuna ve dav­ranışlarına yakın olması ve çizgi film kahramanıyla kolayca özdeşleşebilmesi çizgi filmlerin izlenme nedenidir. Bunun için hayvanların kısa öykülerde, çocuk kitaplarında, tiyatrolarda, çizgi filmlerde kullanımı da daha yaygındır.

Hayvanların dünyası, çocuğun yaratıcı hayal gücünün rahatça hareket edebileceği alsı­lardan birisidir. Bu bağlamda birçok hayvan filmlerinin büyük pedagojik değer: olduğu, çocuğun duyarlılığını geliştirdiği bir gerçektir.

Günümüzde çizgi film dizilerin sayısı daha da artmış durumdadır. Bunu, yayına  geçen her yeni TV kanalının çocuklara ayırdığı süreye çizgi film doldurmasına borçluyuz. Yalnız, ne yazık ki, bu çizgi filmlerin hepsi, çocuklar için yararlı onlara yaşamı ve arkadaşlığı, doğru ahlakı sevdirecek diziler değildir. Diğer yetişkin filmlerinde de görülebilecek olan dehşet, şiddet sahneleri, intikam ve Kötülük bu dizilerde bolca bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, bilim kurgu tipi çizgi filmlerdeki, her türlü biçimde yaratıkla karşılaşmak olasıdır.

Zaman zaman çocuklar çizgi filmlerdeki dünyalarında, yetişkin dünyasında bile olmayan kavramlarla karşılaşmakta, yaşlarına uygun olmayan konular üzerinde düşünmek zorunda maktadırlar. Televizyonun yaygınlaşması sonucunda hemen her evde izlenen ÇİZGİ filmler, çocukların, oyunlarına girmekte, zaman zaman bu çizgi film kahramanları oyuncak haline gelerek çocukların film izlemedikleri süre içinde de gündemlerinde kalabilmektedirler. Her yaştaki çocuğun çizgi filmi aynı netlik ve ayrıntı zenginliği ile kavramasına olanak yoktur.

Kaldı ki, kareler çok hızlı hareket ettiğinden, aynı yaştakilerin aynı ayrıntıları yakalamaları da çok zordur. Bu durumda, çocuklar, boş zamanlarında çizgi filmleri oyunlarında yeniden canlandı­rmakta, tüm detayları ile yeniden gündeme getirmektedirler. Bu durum, çocuklar üzerinde genellikle olumsuz bir etkiye neden olmak-: Bu filmlerde geçen herhangi bir olumsuz ileti, bu şekilde bir döngü ile Harın bilincine yerleşmekte ve tekrar tekrar gündeme gelmektedir. Bunun ötesinde, çocuklar, ayrıntıları yakalamak, kötülüğü nasıl yenebileceklerini İrebilmek için bir sonraki bölümü iple çeker durumda beklemektedirler.

Herhangi bir bölümü ya da ayrıntıyı kaçıran, ya da o filmi izlemeyen çocuk, bunun canlandırılması da başaramadığından, çocuklar arasında çizgi film izleyenler, yani güncel kalanlar ve izlemeyenler diye gruplar oluşmaktadır. Çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanmamak, ayrıntıları yakalamak ve güncel kalabilmek uğruna, kendilerini çizgi film izlemek zorunda hissetmektedirler.

Sinema-Çocuk İlişkisi ve Özdeşleşme

Araştırmalara göre her çocuk filmdeki varsa çocuk karakterden en üst düzeyde etkilenmektedir. Bunun dışında, öncelikle kötü karakterler çocuklarda ve dehşet yaratan görüntüler ya da ilginç kişilikler, doğa üstü güçler çocukları oldukça etkilemektedir.

Filmlerde gördükleri dünya ve yaşam ile gerçek dünya ve yaşam arasındaki farklar, özellikle algılama güçleri ve hızları yetişkinler kadar gelişmiş olmayan çocuklar için ikilemler yaratmaktadır. Tıpkı farklı bir ülkede yaşayıp kendi değerlerini korumak zorunda kalan yabancı ve çocukları gibi, onlar da düşsel dünya ile gerçek dünya arasında bir seçim yapmak zorunda kalmaktadır. Zaman içinde bu fark öylesine belirgin bir biçime girmektedir ki, farklı bir tür,  farklı bir davranış biçimi, farklı değer yargısı çatışmaları doğmakta ve sürekli olarak sonsuz ya da kendine sunulan seçeneklerden birini seçmeye inanmaktadır. Anlığı ve belleği izlediği yüzlerce filmdeki tutum ve davranış kalıplarıyla dolu, neredeyse programlanmış bir yaşamı yaşamaya hazır bireyler yeni nesiller olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

İzleyicilerin, izledikleri filmlerdeki kahramanları kendileri ile özdeşleş tirdikleri, bilinçli ya da bilinçsiz olarak bunu gerçekleştirmeye çalıştıkları Aristo zamanından beri bilinen bir gerçektir ve bunun olumlu ve olumsuz yönleri de halen tartışılmaktadır. Aristo'ya göre izleme eylemi, izleyicide bir rahatlama (katharsis) sağladığından, izleyici açısından çok önemli hatta gereklidir. İzlenilen model iyi ise, izleyicide olumlu duygular oluşturacağı için ve insanları iyiliğe yönlendireceği için, izlenilen model kötü ise izleyenlerin içindeki kötülükleri izleme yoluyla açığa çıkarıp yok edeceği için bir arınma sağlar. D sonra yapılan araştırmalar genellikle yetişkinler üzerinedir.

Sinema ve tîyatro gibi canlandırıcı anlatıların kitle psikolojisi ile bireylerin tutum ve davranışlarını oluşturmalarındaki etkinlikleri son derece fazla olduğundan, neyin modelle] de son derece önemlidir. Eleştiri yöntemlerinden bazıları eleştirilerini yazar/yönetmen merkezli, anlatı/eser merkezli, bazıları da izleyici/okur merkezli tutabilmektedirler. Her boyutta farklı tanımlar ve kavramlar ile farklı som karşımıza çıkabilmektedir.   Son yıllarda Almanların öncülüğünü yaptığı "Alımlama Estetiği" kuramı açısından bakıldığında da, her bir izleyicinin tının tümünden ya da farklı parçalarından çıkardığı farklı iletilerden söz etmek olası. Bu durumda bireyin yaşı, cinsiyeti, önceki yaşam deneyimleri, toplumsal, ekonomik ve psikolojik koşullan o anlatıyı farklı zamanlarda farklı açılar farklı biçimlerde alımlamasma ve yorumlamasına neden olabilmektedir.

Filmsel anlatıların çocuklar tarafından izlenildiği durumlarda ise, nın hangi kısmının çocuğun ön belleğine hangi kısmının ise ana belleğine denildiğinin saptanması oldukça zordur. Bu zorluk, özellikle uzun filmler konusu olduğunda tek tek sahnelerin her birinin aynı netlikte ve aynı dii algılanmasının ve anımsanmasının zorluğundan kaynaklanabileceği gibi. yen çocuğun o andaki fiziksel ve ruhsal durumundan, anlatıyı ne şartlarda, nün hangi saatinde ve kiminle izlediğine kadar değişkenlik gösteren koşulla: dan kaynaklanabilmekte, anlatının türü ve içerdiği karakterler de bu algılama değiştirebilmektedir.

TV'de çizgi filmlerdeki şiddet sahnelerinin çocuklan denli etkiledikleri uzun yıllardır yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlan durumda olduğuna göre, çocukların filmsel gerçeklerden değil de düş öğeli den daha fazla etkilendiklerini eklemek gerekiyor. Düşsel kahramanlar dendiğinde ise akla geliverenler, uzayın korkunç canavarları, robotları, her an şek değiştiren kötü kahramanları, iki ya da daha fazla başlı devler ile Jurassic park modeli dinazorlar ve tarih öncesi yaratıklar.

Sinemanın çocuğun psiko-sosyal gelişiminde bir uyarım kaynağı olduğu belirlenmiştir. Elizabeth Hurlock'a göre, çocuk ancak 7 yaşında filme dikkat: vermeye başlar. Oynatılanın az çok ne olduğunu anlar ve filmin gerçek olmadı­ğım bilir. Bu yaşlarda bazı çocuklar sinemaya düzenli olarak haftada bir kez259

diğerleriyse fırsat buldukça giderler. Sinemanın haz kaynağı olmasının ve sinema alışkanlığının oluşmasının en büyük nedeni, filmin çocuklara günlük yaşamlarından farklı bir heyecan vermesidir. Hurlock'a göre, kız olsun, erkek olsun, küçük çocuklar, eğlendirici filmlerle kahramanı hayvan olan filmlerden hoşlanırlar. Sinemayla ilgili tercihlerde, cinsiyet farkının etkisi 6 yaşlarında başlar ve ergenlik evresine doğru giderek artar. Bu artış, okuma ilgisiyle koşut olarak süregelir. Erkek çocuklar serüven, savaş, kız çocuklar ise dans, şarkı ve hayvanlarla komedi ve çizgi filmlerinden hoşlanırlar. Bu filmlerde, erkek kah­ramanların cesur ve hareketli, kadın kahramanlarınsa güzel olması beklenir. Kız çocukların, erkek çocuklardan daha erken bir dönemde aşk öykülerini konu eden filmlere ilgi duydukları görülür

Crow'lar, sinema hakkında şunları söyler­ler: "Ortalama olarak filmler, 5 ile 8 yaş arasındaki çocuklar tarafından iki haftada bir izlenir. Bu yaştaki çocukların aşağı yukarı % 20 'si sinemaya hafta­da iki ya da daha fazla giderler. Komedi türündeki filmler, onlar için en ilginç olanıdır. Kahramanları Kızılderili ya da gangsterlerden oluşan serüven dolu filmlere, erkek çocuklar kızlardan daha çok ilgi duyarlar. Kızlar ise, Öğretici ve teşekkür öykülerini konu alan filmlerden daha çok hoşlanırlar.

Pressey ve Robinson'a göre455 8 ile 18 yaşları arasındaki çocuklar ortala-% 70 oranında haftada bir kez sinemaya gitmektedirler. Yaşla koşut olarak 5rülen en belirgin değişim, orta-öğretim düzeyine yaklaştıkça kovboy ve kızıl derili filmlerine karşı kız ve erkek çocukların ilgilerinin giderek azalması, karşılık kızların konusu aşk olan filmlere daha fazla ilgi göstermeye baş-sidir. Yurt dışındaki çocukların eğilimleri bu yönde iken, Yavuz er ülkemiz çocukları üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu, deneklerin 6 yaşından başlaya-sinemaya gittiklerini saptamıştır.

Bu arada erkeklerin, % 93 'lük bir oranla kızlardan daha fazla (% 83) sinemaya gittikleri saptanmıştır. 0-7 yaş arasında çocuklar yalnızca çizgi filmleri kendilerine yönelik filmler olarak kabul, kahramanları insan olan filmleri izlemekte isteksizlik göstermektedirler. 7 ş üzeri çocuklarda ise, yetişkinlere yönelik filmleri de izleme isteği görülmek-bu filmlerden kendilerine bir pay çıkarma eğilimi ağır basmaktadır. Özellikle bencil ya da ikincil kahramanları çocuk olan filmlerde ise, çocuklar kendilerini kahramanlarla özdeşleştirebilmektedirler. Duygusal olarak etkilendikleri ve katıldıkları bu tür anlatılarda, çocuk kahramanların başlarına gelenlerden aynı derecede üzüntü duymakta onların sorunlarını kendi sorunları olarak benimse-ç üzülmekte ya da sevinmektedirler.

Konuya sinema ve çocuk ilişkisi açısından bir yaklaşımda bulunmak gerektiğinde, çocuk kendisinin geliştirmeyi ancak belli bir süre sonra düşünebileceği, ya da belki de hiç düşünmeyeceği kavramlarla ilk olarak karşılaştığında bunları kaydeder ancak anlamlandıramaz.

Bunların benzer yâda farklı ortamlarda yinelenmesi sonucu çocuk belli kavramlar oluşturur. Çocukların anlatılan masalların tekrar tekrar okunmasını anlatılmasını istemelerinin her yinelenmede eksik kalan yerlerin tamamlanması bir bütün olarak kavranmasına yönelik bir çaba olduğu düşünülebilir. Böylelikle her anlatılan masalın her yaşanan olayın ve her izlenen filmin bir kavramı oluşturulur ve belli belirsiz çocuk tarafından kaydedilir. Bu kayıt Benzer kayıtlarla karşılaşıldıkça pekişir, derinleşir ve yaşam boyu sürecek bir iz bırakır.

Kaynak Nilüfer Pembecioğlu İletişim Ve Çocuk

makale spotlar 5 spotlar govdealt 1spotlar govdealt 2spotlar govdealt 3spotlar govdealt 4
makale spotlar 6