spotlar 1 spotlar 2 spotlar 3

Duyurular

Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN

ava şirin özgünÖzel Nirvana Psikiyatri Polikliniğinde Görev Yapan Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN'ün Resmi Web Sitesi Yayına Başlamıştır.

www.avasirinozgun.com

DEPRESİFLER ALZHEIMERE YATKIN OLUYOR

depresif hastalar alzaymıra daha yakın oluyorMelankolik ve depresif hastaların,daha sık demans hastalıklarına yakalandığı tespit edildi.Uzun süre depresyondan yakınan ve psikolojik sorunlarla baş etmek zorunda kalan insanlar,psikolojik olarak stabil olanlara göre iki kat daha fazla Alzheimer’e yakalanıyorlar.

Yazının Devamı

NEOFOBİ (YENİLİK KORKUSU) ÖMRÜ KISALTIYOR

neofobi nirvana psikiyatriYeni bir şeye karşı duyulan belirgin korkular,yaşamı kısaltıyor.Neofobi insanlarda bir buçuk yaşlarından itibaren başlayabiliyor.Alışılmışın dışında olan bir tek olayla bile ,bu bozukluk ortaya çıkabiliyor.

Yazının Devamı

ANOREKSİYA ANFİZEME SEBEP OLABİLİYOR

anoreksiya nirvana psikiyatri polikliniğiŞikago'da yapılan Radiological Society of North America'nın (RSNA) yıllık toplantısında,anoreksiya nervosa'daki beslenme yetersizliğinin akciğer anfizemine neden olabileceği iddaa edildi.

Yazının Devamı

MİGRENE DE PSİKOTERAPİ

migren nirvana psikiyatriPsikoterapinin alt etme stratejileri ile kronik başağrılarına karşı da savaş verebiliyor.Düsseldorf’da yapılan bir sempozyumda,Heidelberg Üniversitesi’nden uzman psikolog Gideon Franck hastanın kendi bedeniyle ilişkisini değiştirmesi ana prensibine dayanan bu yöntemi,ilk kez baş ağrısı nedeniyle davranış bozuklukları gösteren çocukların tedavisinde denediğini açıkladı.

Yazının Devamı

DEPRESYONDAYSANIZ,YÜRÜYÜŞ YAPIN

depresyon nirvana psikiyatri polikliniğiDüzenli spor depresiflere iyi gelir;bu konuda uzmanların hepsi hemfikir.Bu sporların içinde en etkili olanı ise yürüyüş.Prof.Dr.Ulrich Bartmann,Würzburg Yüksek okulu'nun sağlık dergisinde yazdığı bir makalede,yürümenin jimnastik,voleybol vb tüm sporlardan daha yararlı olduğunu belirtti.

Yazının Devamı

Islak Yatak Hastalık Belirtisi Olabilir

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) tarafından yapılan araştırma, her 8 çocuktan 1 inin gece altını ıslattığın ı ortaya koydu. Şeker hastalığı ve kronik böbrek yetmezliğinin ilk belirtisinin "gece altına ıslatma" olduğu belirtildi.

Yazının Devamı

Ergenlikteki Aşırı Stres Öğrenmeyi Etkiliyor

Ergenlikte maruz kalınan aşırı stresin, beynin hafıza ve öğrenme ile ilgili bölümünde önemli ölçüde değişikliklere yol açabileceği bildirildi.

Yazının Devamı

Stres, Doğacak Bebeğin Zekasını Etkiliyor

Doğacak Bebeğin ZekasıLondra’daki Imperial College uzmanlarınca yapılan ve sonuçları Clinical Endocrinology dergisinde yayımlanan araştırma, ham ilenin yaşadığı stresin, gebeliğin 17. haftasından itibaren bebeği olumsuz etkilediğini gösterdi.

Yazının Devamı

Tv Seyretmeye Sınır Gelmeli

Tv Seyretmeye Sınır GelmeliTelevizyon insanın psikolojisini bozuyor Hacettepe Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor.

Yazının Devamı

Stres İyileşmeyi Yavaşlatıyor

ABD’nin Chicago kentinde bulunan İllinois Üniversitesi’ndeki (UIC) araştırmacılar, hayvanlar üzerinde yaptıkları testlerde, hayvanlar stres altındayken yaralarının iyileşmesinin yavaşladığını, ancak ekstra oksijen alımının bu yavaşlamayı tersine döndürdüğü sonucuna ulaştılar.

Yazının Devamı

Strese Bağlı Hastalıklar Artıyor

Avrupa Parlamentosu’na sunulan bir araştırmada, modern hayatın kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığı uyansı yapıldı.

Yazının Devamı

Suça Karışan Çocuk Akranından Etkileniyor

Suça karışan çocuklar üzerinde akranlarının etkisinin büyük olduğu ortaya çıktı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Çocuk İhmali ve İstismarı Araştırma Biriminde görevli çocuk gelişim uzmanı Gülümser Gültekin Akduman’ın yaptığı araştırma, suça karışan çocuklarla ilgili çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Yazının Devamı

Uykusuzluk çekenlere müzik

Artık koyun saymak gereksiz.Çünkü güzel bir uykunun sırrı, uyumadan önce 45 dakika kadar rahatlatıcı müzik dinlemek. Journ al of Advanced Nursing adlı sağlık dergisinin haberine göre

Yazının Devamı

Dikkat: Aile içi gerginlik çocuğun iştahını etkiler

Aile içindeki gerginlikler çocuğun iştahını olumsuz yönde etkiliyor. Ailedeki iletişim bozuklukları ve huzursuzlukların çocuğun ruhsal yaşamını doğrudan etkilediğini

Yazının Devamı

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş 40’lar

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44. ABD’deki Warwick Üniversitesi ile

Yazının Devamı

Uyku, ruh sağlığının aynası

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularımız düzenliyse genellikle ruh sağlığımız da yerinde demektir.

Yazının Devamı

Strese bağlı hastalıklar artıyor

Günlük yaşamın stresi yüksek tansiyona yol açıyor. Dünyada her yıl 17 milyon kişi kalp ve damar hastalıklarından ölüyor. Türkiye, yüksek tansiyon sorununun en hızlı arttığı ülkeler arasında...

Yazının Devamı

Beyindeki bozuk elektrik dalgaları depresyona, neden oluyor

Beynin işleyişini düzenleyin elektrik dalgalarındaki bozukluğun depresyona yol açabileceği ortaya çıktı. ABD’nin Stanford Üniversitesi’nden bilim adamlarının, fareler üzerinde yeni bir görüntüleme yöntemini

Yazının Devamı

Modern yaşam stres yapıyor

İngiltere’de yapılan iki araştırma daha, modern yaşamın büyük strese yol açtığı ve bir eyleri uykusuz bıraktığı görüşünü destekledi. Bir sigorta şirketi tarafından yapılan, 1001 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları,

Yazının Devamı

Elektronik posta strese sokuyor

İskoçya’da yapılan bir araştırmaya göre; işyerinde elektronik postaların çok sık kontrol edilmesi, çalış anların sinirlerini bozuyor.

Yazının Devamı

Aşırı Şişmanlık Psikolojiye Zarar

Bir ulusal sağlık araştırmasındaki 40 bin ABD’linin verilerinin değerlendirildiği çalışmada, obez erişkinlerin normal ağırlıktaki erişkinlere göre depresyon,

Yazının Devamı

Yatmadan Önce Ekran Karşına Geçmeyin

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor.

Yazının Devamı

Tek Seansta Sigaraya Son...!

Tek Seansta Sigaraya Son...!
Uzman Psikiyatrist ve Psikologlar Denetiminde Nirvana Sigara Bırakma Paketi Terapilerine Başlamıştır..

www.sigarabirakmaantalya.com

Ekonomik Kriz Ruh Sağlığını Tehdit Ediyor

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Uzman Dr. Halis Ulaş, ekonomik krizin, hem işverenlerde hem çalışanlarda hem de işsizlerde ruhsal problemlere yol açabileceğini söyledi.

Yazının Devamı

Şizofreninin Anahtarı Okulda

Dünyada her 100 kişiden birinin yakalanma ihtimali olan şizofreninin ilk fark edildiği yer okul. Çocuklarının öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kuran aileler, çocuğun hastalığa yakalandığını çok çabuk anlayabiliyor.

Yazının Devamı

İntiharlar Önlenebilir

10 Eylül Dünya İntihar Önleme Günü dolayısıyla açıklama yapan Ankara Üniversitesi (AÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli Duyan, ''intiharın, pek çok ülkede ve özellikle genç nüfus arasında tırmanma eğiliminde olduğunu'' belirterek, bunun günümüzde global bir sorun olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Yazının Devamı

Cinselliği Tabu Olmaktan Çıkarmak İçin

Konya'da, Ulusal Gençlik Parlamentosu çatısı altında bir araya gelen üniversiteli gençler, ''Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı'' konulu kampanya başlattı. Kampanyayı çoğunluğunu Selçuk Üniversite Kamu Yönetimi Bölümü öğrencilerin oluşturduğu ''Yerel Gündem 21'' topluluğu başlattı.

Yazının Devamı

Otistik Çocuklar Sesleri Daha Geç Algılıyor

Otistik çocukların, sesleri normal çocuklardan daha geç algıladığı belirtildi. Söz konusu gecikmenin otizm hastalarını teşhis etmek için bir işaret olduğu düşünülüyor...


Yazının Devamı

Antidepresan Kullanımı 4 Yılda Yüzde 85 Arttı

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının sürekli arttığını belirterek,

Yazının Devamı

Evlilik Öncesi Danışanlar Arttı

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Dr. Cem Keçe, evlilik öncesi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin, Türkiye'de yeterince bilinmeyen ve anlaşılamayan bir kavram olduğunu söyledi.

Yazının Devamı

Biz Uyurken Sinir Hücrelerimiz de Uyuyor

ABD’nin Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden bilim insanları, alışılandan daha az uyunan bir gecenin ertesi gününde dikkat ve konsantrasyon azalıp öfke artarken beyinde neler olup bittiğini araştırdı.

Yazının Devamı

Hem Kaygı Yaratıyor Hem de Kaygıyı Yok Ediyor

Standford Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, beyindeki bir bölgenin hem kaygıya neden olduğunu hem de kaygıyı yok edebildiğini ortaya çıkardı.

Yazının Devamı

Otizm Erkeklerde Neden Daha Fazla?

İki binden fazla otizm hastasının gen haritasını inceleyen ve sonuçlan otizm hastası olmayan kişilerinkiyle karşılaştıran Kanadalı bilim adamları, otizm hastası erkek çocuklarının yüzde 1 inde bu genin mutasyona uğradığını gördü.

Yazının Devamı

Bilgisayar Bağımlılığıyla İle İlgili Ailelere Öneriler

1- Bilgisayar evde en çok kullanılan ve herkesin döneminden sonra böyle gruplara katılıyor değildir. görebileceği bir merkezde tutulmalıdır, Böylece çocuğunuzun hangi sitelere girdiğini rahatlıkla kontrol edebilirsiniz.

2-Bilgisayar kullanımı konusunda evde kurallar oluşturunuz.Ders haricinde,hafta içi bilgisayar kullanımına (özel durumlar hariç) izin vermeyiniz.Hafta sonu kullanımına da saat kısıtlamaları getiriniz.

3-Çocuğunuzun oynadığı oyunları mutlaka kontrol ediniz.İçeriğinde şiddet,vahşet ve pornografi olan oyunlara asla izin vermeyiniz.

4-Çocuğunuzun bilgisayar ve internet kullanımı konusunda sizin otoritenizi kabul etmesini mutlaka sağlayınız.

5-Çocuğunuzun “sohbet gruplarına” katılmasına izin vermeyiniz.Ergenlik döneminden sonra böyle gruplara katılıyor ise kiminle görüştüğünü ve neler paylaştığını mutlaka kontrol ediniz.

6-Çocuğunuzu bilgisayar ve internet kullanımından doğacak tehlikeler konusunda uyarınız ve takipçisi olduğunuzu bildiriniz.Çocuğunuzun mahrem ve kişisel bilgilerin paylaşılmaması,resim ve görüntü iletmemesi internet üzerinden kişilerle kavga ve tartışmaya katılmaması konusunda uyarınız.

7-Çocuğunuzun güvenmediğiniz ve kontrol edemediğiniz ortamlarda(internet cafe vb.)bulunmasına izin vermeyiniz.

8-Öncelikle internet ve bilgisayar kullanımı konusunda ona iyi örnek olmalısınız. Saatlerce bilgisayarın başından kalkmayan anne babalar, çocuklarına aynı konuda nasıl sınır koyacaklar?Bunu tahmin etmek zor değildir.

9-Çocuğunuzun uygun olmayan sitelere girmesini engellemek için site filtrelerini kullanınız.

10-Kontrolün sizden çıktığını, çocuğunuzun bilgisayar ve internet bağımlısı olduğunu düşündüğünüzde acilen profesyonel yardım alınız.

11-Yukarıda söz ettiğimiz bazı psikopatolojilerde bilgisayar bağımlısı olma riski daha yüksektir.Böyle bir çocuğa sahip olan ebeveynin daha dikkatli olması gerekir.Ayrıca temelde yatan psikopatoloji tedavi edilmeyen bilgisayar bağımlılığı sorunu çözülemez.Örneğin depresif ya da dürtü kontrol sorunu olan bir çocuğun öncelikle bu sorunu çözmek gerekir ki bilgisayar bağımlılığından kurtulabilsin.

Dr. Ava Özgün

CETAD derneğinin vermiş olduğu eğitim programını tamamlayarak Cinsel Terapi Uzmanlığı ünvanını almaya hak kazandı.

Yazının Devamı

Cinsel Terapist

Cinsel Terapist- Antalya ile ilgili www.antalyacinselterapist.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sınav Kaygısı

Sınav Kaygısı - Antalya ile ilgili www.sinavkaygisiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Aile Terapisi

Aile Terapisi - Antalya ile ilgili www.antalyaaileterapisi.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi - Antalya ile ilgili www.sosyalfobiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Çocuk Psikoloğu

Çocuk Psikoloğu - Antalya ile ilgili www.antalyacocukpsikologu.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Benim Çocuğum Hiperaktif

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağından itibaren kişisel gelişimi ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, erken dönemde tedavisine başlanmazsa kişiyi bağımlılık, agresiflik, sosyal uyumsuzluk vb. çok daha ağır sorunlara sürükleyen ciddi bir hastalık. Tedavisinde ailelere ve öğretmenlere önemli görevler düşüyor.Ana baba ve öğretmenler hiperaktif çocukları tipik olarak şu cümlelerle tanımlarlar:

"Çok hareketli, uzun süre bir yerde oturamaz.Sınıfta çevresiyle fazla ilgili, dersi dinlemiyor, sık sık yerinden kalkıyor, izin almadan konuşuyor. Düşünmeden hareket ediyor, yaptıktan sonra üzülüyor, özür dili- yor". Bu tanımlama sadece buzdağının tep esini anlatmaktadır. Gerçekte bu belirtilere eşlik eden pek çok şey vardır. Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında bu tanımlama değişir. "Tükenme noktasındayız. Her gün, her dakika bir sorun yaşıyoruz. Evden kavga dövüş çıkıyoruz. Eve gelince ödev yapması problem, bizim yönlendirmemiz ve yardımımız olmadan tamamlayamıyor. Yardım ederken de tartışma çıkıyor. Uyguladığımız hiç bir şey, ödüller, cezalar işe yaramadı. Yaptıklarının sonuçlarını asla düşünmüyor. Çevresiyle ilişkileri iyi değil. İstediği bir şey olmadığında çok fazla öfkeleniyor, hemen tepki veriyor.

Ben de ona sık sık bağırmaya hatta vurmaya başladım. İlişkimiz giderek boz uluyor".Başarılı bir müzisyen olan bir anne okulda ciddi sorunlar yaşayan oğlunu şöyle tanımlıyordu: Beyni sanki en yetenekli sanatçılarla dolu ama şefi olmayan bir orkestra gibi. Farklı müzisyenler sonuca önem vermeden kendi melodilerini çalıyorlar.

Bir uyum yok, hiç bir melodi, canlı bir müzik parçasına dönüşemiyor. Oğlum parlak fikirler bulmakta hiç zorlanmaz, ama tamamlayabildiği bir şey de yoktur. Özellikle de okulla ilgili konularda." Bu annenin benzetmesi çok yerindedir. Beyindeki farklı sistemler bir orkestranın parçalarına benzer. Bu parçaların uyum içinde çalışabilmesi için yetenekli bir orkestra şefi gereklidir. Bu görev insan beyninde yürütücü işlevler olarak da tanımlanan dikkat sisteminin gör evidir.

Dikkat sistemi iyi çalışan bir çocuk, sınıfta öğretilenlere dikkat edebilir. Dürtüsel olarak aklından geçen şeyi yapmak yerine matematik problemini çözmeye çalışır. Öğrenmesinde, üretkenliğinde ve davranışlarında bir sorun yoktur. Bu sistemin yeterli çalışmaması gerek öğrenme sürecinde ger ekse gündelik yaşamda önemli sorunlara neden olur.

Dikkat eksikliğinde temel sorun kişinin belirli bir şeyle ilgilenirken o sırada içinden gelen 'başka bir şey yapma isteğine engel olamamasıdır. Böylece o anda konsantre olduğu işi bırakır ve diğer şeye yönelir, bu da dışarıdan dikkatin dağılması olarak değerlendirilir. Genellikle yarım bırakılan şey kişinin ilgisini çekmeyen, sıkıcı gelen bir iştir. Aslında sıkıcı bir işle uğraşan herkes yarım bırakıp daha ilgi çekici olana yönelme isteği duyar. Davranış kontrolü yeterli olan kişiler bu isteklerine engel olabilirken dikkat eksikliği olan bireyler engel olamazlar. Bunun tam tersi durumlarda, yani fazlaca ilgilerini çeken bir şeylerle uğraşırken dikkatlerini oldukça uzun süre devam ettirebilirler, çünkü o sırada başka bir şey yapma isteği duymazlar.

"Bilgisayar başında saatlerce otura- biliyor ama ödev başında en çok 10 dakika."

Dikkat eksikliği olan kişiler, ilgilerini normal bireylere göre çok daha hızlı bir şek ilde kaybeder, çabuk sıkılırlar ve hemen daha ilgi çekici bir şeyin arayışı içine girerler. Sizinle konuşurken bir yandan saçınızı üstünüzdeki giysiyi ya da odanızı incelerler. Böylelikle başkalarının dikkatini çekmeyen ufak tefek ayrıntıları da hızla fark edebilirler. Bu da bu bireylerin yanlışlıkla "çok dikkatli" olarak nitelendirilmesine neden olur. Oysa aynı anda pek çok şeyle birden ilgilenme tek bir şeye konsantre olabilmeyi güçleştiren bir şeydir. Sizin üstünüzdekileri incelerken konuşmanızın bir bölümünü de kaçırmış olurlar.

"Sınıfta sürekli etrafıyla ilgili, ya kal em açan arkadaşına ya da duvardaki resimlere bakarken yakalıyorum."

Dikkatin önemli bir işlevi de uyaranlar arasında seçim yapmak, önemli ve gerekli olanla önemsiz olanı ayırabilmektir. Derste anlatılan konuya kendini verebilmek için floresan lambanın sessiz vızıltısı, öğretmenin leylak renkli külotlu çorabı gibi gereksiz uyaranları elemek gerekir. Dikkat eksikliği olan çocukların bazıları sınıfta dalar, yorgun görünür hatta uyuklarlar. Bunun nedeni kısmen gece uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk çekmeleridir. Buna uyku-uyarılma dengesizliği den ir. Ama daha çok "derste sıkılmak" olarak yorumlanır. Bu çocuklar için yeni bir şey yapmak ya da hareket etmek onları uyandırır. Tutarsızlık, en önemli dikkat eksikliği belirtilerinden birisidir. Aynı dersin sınavından bir gün en yüksek notu alıp, bir gün boş kâğıt verebilirler.

Performanslarındaki bu tutarsızlık hem şaşırtır hem de haksız suçlamalara neden olur. Ana baba ya da öğretmenler "Yapabileceğini biliyoruz, aklına koydun mu yapıyorsun." demeye başlarlar. Bu çocuklar için bir şeyi iyi yapmak sonsuz a kadar aleyhlerinde kullanılabilecek bir delildir. İyi yapamadıkları zaman yeterince çaba göstermemekle ya da tembellikle suçlanırlar. Hiperaktivite, uzun süre yerinde otura- mama, otururken elin ayağın kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma, çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir. Aşırı hareketli olan çocukların incelendiği çalışmalarda el-kol sallama, bacak sallama, kıpırdanma, oda içinde dolanma gibi hareketleri normal çocuklara göre 2-8 kat daha fazla gösterdikleri bulunmuştur. Uykuda bile hareketlilik fazladır. Çok konuşmak da sık karşılaşılan bir hiperaktivite belirtisidir. Konuşma biçimleri genellikle dağınık konudan konuya atlar biçimde ya da sürekli soru sorma şeklindedir. Çoğunlukla sordukları sorunun yanıtını dinlemezler.


Dürtüselliğin temel nedeni de, bir şey yapmadan önce düşünmek için gereken süreyi sağlayan sistemin iyi çalışmamasıdır. Yani frenlerinin olmamasıdır. Bu nedenle de akıllarına gelen şeyi hemen yaparlar ancak yaptıktan sonra uygun olup olmadığını görebilirler. Davranışlarını ortama ve sonuçlarına göre düzenlemekte ve yönlendirmekte zorluk çekerler. Çünkü tüm bunları yapabilmek için onlara "dur" diyen merkezlerinde sorun vardır.

"Aklına gelen ilk şeyi yapar ve bu şey genellikle doğru değildir. Bu yüzden başı sık sık derde giriyor."

Aslında ne yapmaları ya da yapmamalar ı gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar. Kuralları biliyorlardır. sor arsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler, ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler. Bu durum gerek ana baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan. ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilir ve daha acım asız yöntemlerle ele alınırlar. Dağınıklık, en sık karşılaşılan belirtilerden birisidir. Dağınıklığın temel nedeni bir şey yaparken o işe yeterince kendin i vermemek ya da başka şeyler düşünmektir. Örneğin çocuk mutfağa giderken elinde kalemi de vardır, kal emi mutfakta bırakır, bardağı alır, onu da odada bırakır. Tüm bunları yaparken başka şeyler düşündüğünden daha sonra hatırlamaz. Diğer bir neden de düzenli olamamaktır. Bu kişiler planlı ve düzenli olamadıkları için bu dağınıklık yaşamın tüm alanına yansır. Okula götürülmesi gereken bir şeyi ya da yapılması gereken bir ödevi ya hatırlamaz ya da son anda söyler. Yazı yazmak, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar için oldukça zor bir iştir.

Düşünceleri düzgün biçimde kâğıda dökebilmek için yavaşlamak, plan yapmak, düşünceleri organize etmek, bu arada da noktalama. İmla, dilbilgisi kuralları gibi pek çok ayrıntıya dikkat edebilmek gerekir. Yazı yazmak bir çocuğun beynin in idare edebileceği en büyük orkestralardan biridir ve iyi çalışan bir şef olmadan başarıya ulaşılamaz. DEHB olan çocuklar çok duyarlı olmalarına ve başkaları tarafından kabul görmeyi çok istemelerine rağmen sosyal ilişkilerde güçlükler yaşarlar. Sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirdikleri, yapacakları şeyin son ucunu düşünmeden yaptıkları, söyleyecekleri şeyin karşıdakini nasıl etkileyeceğin i düşünmeden söyledikleri için kişiler arası ilişkilerde sorunlar ortaya çıkar.


Okul başarısızlıkları, aile arkadaş ilişkilerinin iyi olmaması, sürekli uyarılmaları ve eleştirilmeleri gibi nedenlerle bu çocuklar zaman içinde kendilerine olan saygı ve güvenlerini kaybederler. "Yaramaz, başarısız, istenmeyen kişi" kimliğini üstlenir, kendilerini kötü biri olarak kabul ederler. Daha sonra da bu kimliğe uygun davranışlar göstermeye başlayabilirler. Başarısızlıklar karşısında çabuk vazgeçme, uğraşmama gibi özgüvenin azlığını gösteren yakınmalar başlar.

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA TEMEL SORUN NEDİR?

Bir yılanın üzerine basarsanız sizi sokar. Yılan bunu yapmadan önce düşünmez. Yan i aklından "Bu kişiyi sokayım mı sokmayayım mı, daha önce biri benim üzerime bastığında ne yapmıştım, sonucu ne olmuştu, bu kişiyi sokarsam sonucu ne olur?" gibi düşünceler geçmez. Herhangi bir kontrol yoktur. Ancak insan beyninde, bir şey yapmadan önce durup düşünmeyi sağlayan bir sistem vardır. Bu sistem geçmiş deneyimler i kullanarak, geleceği de ön görerek davranışları planlamayı ve bunun için de yanıt ı bir süre durdurabilmeyi sağlar. Herhangi bir olaya tepki vermeden önce durup düşünebilme yetisi insanları diğer türlerden ayır an en önemli özelliklerden birisidir.
Aklımıza gelen bir şeyi yapmadan önce bunun uygun olup olmadığına karar vere- bilmek için öncelikle yanıtımızı belirli bir süre boyunca durdurmamız gerekir. Bu süreç bazen bir kaç saniye bazen günlerce sürebilir ve pasif değil aktif bir süreçtir. Bu sistemin iyi çalışması birden fazla merkezin uyumlu bir şekilde işlemesiyle mümkün olur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bireylerde bu sistemde sorun vardır. Bir şey yapmadan önce, 'düşünmeleri için gerekli süre boyunca durmalarını sağlayan sistem' iyi çalışmaz. Yani frenleri yoktur. Bu nedenle de akıllarına gelen şeyi hemen yaparlar, ancak yaptıktan sonra uygun olup olmadığını görebilirler.

DAVRANIŞLARIMIZI NASIL KONTROL EDEBİLİRİZ?

Davranışları kontrol edebilmenin ilk basamağı o hareketi yapmadan önce durmak- tır, yani frene basmaktır. Frene bastığımız süre boyunca belirli aşamalardan geçerek karar veririz. Bu aşamalara ve DEHB olan bireylerde bu aşamaların nasıl işlediğine bir göz atalım: Kendi kendine konuşma: Bir şey yaparken, bunun uygun olup olmadığını gözden geçirirken kendi kendimize konuşur uz. Bunu otomatik olarak ve içimizden yaparız, hatta yaptığımızın farkına bile varmayız. Bu özellik yine sadece insanlarda vardır. Diğer türler dillerini sadece başkalarıyla iletişim için kullanırken, insanlar kendi kendileriyle de iletişim için kullanırlar. Kişinin kendisiyle konuşması okul öncesi dönemde (3-5 yaş arasında) başlar.

Bu dönemde çocuklar bunu yüksek sesle yaparlar. İlkokulda sessiz bir şekilde yapılır, daha sonra da konuşma olmaksızın düş ünce düzeyinde otomatik olarak gerçekleşir. Davranışların kontrolün ü, belirli kurallara uyabilmeyi sağlayan en önemli basamaklardan birisi de budur. Birisi bizden bir şey yapmamızı istediğinde önce bunu kendim ize sorar, sonra yaparız. DEHB olan bireyler bir şey yapmadan önce duramadıkları için bu becerileri yeterince gelişemez ya da yaşıtlarından daha geç gelişir. Yani bir şey yapmadan önce kendi kendilerine 'Acaba yapsam mı?" sor usunu sormayı alışkanlık haline getirmem işlerdir.

"Arkadaşlarının yap dediği şeyi doğru olup olmadığım düşünmeden hem en yapıyor. O sırada birisi ona bu yaptığının uygun olup olmadığını sorsa 'doğru' cevabı bilebilir ama bu soruyu kendi kendisine hiç sormuyor." "Sanki rüzgâra kapılmış bir tüy gibi, rüzgar nereden eserse oraya gidiyor."

Geçmişi dikkate alma: Bir davranışın uygun olup olmadığına karar verirken ger ekli olan basamaklardan birisi de geçmişi hatırlama, göz önünde bulundurma becerisidir. Yapılan hatalardan ders alma ya da geçmişteki başarıları örnek alma denilen şey budur. Bu beceri 3-5 yaş arasında gelişmeye başlar ve giderek olgunlaşır. DEHB olan bireylerin belleklerinde sorun yoktur, yani yaşadıkları olayların çoğunu hatırlarlar. Ancak bu deneyimlerini kullanmak için gerekli zamanları olmadığından bu beceril eri de gelişmez ya da geç gelişir.

"Defalarca ceza aldı ama aynı davran ışı yine yapıyor, üstelik davranışının doğru olmadığım biliyor, hatta özür diliyor ama aynı hatayı yine yapıyor. Bu da beni çıldırtıyor" "Freni olmayan bir arabada daha önceki kazalarınızı hatırlasanız bile duramazsınız".

Geleceği öngörebilme ve planlayabilme: Davranışların sonucunu önceden tahmin edebilmek insanlara özgü en gelişmiş yetilerden birisidir. Bu beceri 3-5 yaşlar arasında gelişmeye başlar. Bu beceriye sah ip olan bir birey yapacağı şeyin sonucun un olumsuz olacağını önceden sezip, o şeyi yapmaktan vazgeçebilir. DEHB olan bireylerin akıllarına bir şey yapmak geldiğinde geleceği öngörecek zamanları olmadığından, yapacağı şeyin sonucu olumsuz bile olsa duramazlar. Dolayısıyla davranışların sonucunu öngörebilme becerileri yet erince gelişemez.

"Freni olmayan bir arabada bir uçur uma doğru hızla gittiğinizi görseniz bil e duramazsınız."

DEHB olan bireyler davranışlarını geleceği düşünerek yönlendiremezler. Geçmiş ya da gelecek onların radar sistemlerine girmez, bakış açıları içinde yer almaz. Bu onların geleceği umursamadıkları, önemsemedikleri anlamına gelmez. Ancak bir şeyi yaparken geleceği göz önünde bulunduracak Sür eleri yoktur, sadece o anda yaptıkları şeye odaklanmışlardır. Sanki gelecek yokmuş gibi davranırlar. Bu sadece bir gün ömrü kaldığını bilen bir insanın, o gününü dilediği gibi yaşamasına benzetilebilir. Gerçekle hissedileni birbirinden ayırabilmek: Yaşanan olayların gerçekliği ve bir de bizim o olaya ilk duygusal tepkimiz, yan i olayı algılamamız vardır. İlk duygusal tepki kişiden kişiye değişir ve her zaman doğru değildir. Bu tepkiyi hemen göstermeden önce durup, olayı daha gerçekçi akılcı bir şekilde gözden geçirmek gerekir. Örneğin yolda giderken tanıdığımız bir insan bize selam vermeden geçerse bunu görmemezlikten gelme, önemsememe olar ak mı yoksa 'o kişinin dalgınlığı olarak mı yorumluyoruz?

Her iki yorumlama iki farklı tepki doğurur. Doğru tepkiyi verebilmek için önce ilk duygusal tepkiyi frenleyebilmek ve bu süre içinde düşünmek ya da gözlem yapmak gerekir. Bir olay karşısında ilk hissedilen duygun un bizi yönlendirmesine izin vermemek, gerçek boyutu görebilmek için zamana ihtiyaç vardır. Normalde 2-4 yaşlar arasında gelişmeye başlayan bu beceri, DEHB olan bireylerde düşünme zamanları olmadığı için gelişmez ya da geç gelişir. DEHB olan bireyler kaç yaşında olurlarsa olsunlar olaylar karşısında hemen ilk duygusal tepkilerin i gösterirler. Bu nedenle çok duygusal ve yaşıtlarına göre olgunlaşmamış bireyler olar ak tanımlanırlar. Örneğin DEHB olan 8 yaşındaki bir çocuk yemekten önce çikolata yemesine izin verilmedi diye öfke nöbetine tutulabilir, oysa böyle bir tepki ancak 3-4 yaşındaki çocuklar için normal kabul edilebilir.


"Çocuğumun hayır kelimesine olan duy arlılığını keşfettiğimde sırf onu denemek için benden bir şey istediği bir anda "hayır, yapabilirsin" dedim. Her zamanki gibi tep inmeye başladı. Çünkü hayır kelimesini duymuş ve devamını dinlemeden tepkisini göstermişti." Sonuç olarak, DEHB olan bireylerde davranışların kontrolünü sağlayan bu becer ilerin yeterince gelişememiş olmasının tem el nedeni bu işlevleri için gerekli zamanı sağlayan sistemin çalışmaması yani frenlerin in olmamasıdır. Bu kişiler davranışlarını ortama ve sonuçlarına göre düzenlemekte ve yönlendirmekte zorluk çekerler. Yaygın olarak kabul edilmekte olan gör üşe göre, davranış kontrolünü sağlayan fren sistemlerinin iyi çalışmıyor olmasının nedeni ana babadan alınan genlerdir. Bu tanıyı alan bireylerin aileleriyle yapılan çalışmalardan elde edilen bilgilere göre, DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı, normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla, kardeşlerinde benzer belirtilerin görülme olasılığı 2-3 kat fazladır.

Bu sorunun tedavisi için kullanılmakta olan ilaçlar bir şey yapmadan önce durmayı sağlayan sistemi uyarırlar, yani fren merkezini çalıştırırlar. Böylece normalde zaten olması gereken düşünme süresi kazanılır. Bundan sonra kontrol çocuğun elindedir. Dersi dinlemek istiyorsa, ilaç daha dikkatli dinlemeye yardımcı olacaktır. Ama arkadaşıyla konuşmayı tercih ediyorsa ilaç buna engel olamaz. Evde ders çalışmak üzere masa başına oturursa daha verimli çalışabil ir ve akademik başarısını yükseltebilir. İlaç aldıktan sonra televizyonun karşısında vakit geçirmeye devam ederse sadece dizileri daha iyi öğrenmiş olur. Çocuğun söz dinlemesi ve uyumlu olması ise ana baba ve öğretmenle aralarındaki sıcak, sevecen ilişkiye bağlıdır. Bunu sağlayabilmek için ana- baba ve öğretmenlerin bu sorunun doğasını iyi anlamaları ve nasıl davranmaları ger ektiğini iyi bilmeleri gerekir.

İlaçların kullanıldığı süre içinde, davranış kontrolü için gerekli olan kendi kendin e konuşma, geçmişi göz önünde bulundurma ve geleceği ön görebilme gibi becer ilerin gelişme şansı olur. Bu becerilerin iyi bir şekilde gelişebilmesi sadece ilaçlarla olmaz. İlaçların kazandırdığı durup düşünme süresinin iyi kullanabilmesi için uygun ortam ve uygun yönlendirmenin sağlanması gerekir. Bu da ana babanın ve öğretmenin eğitimi ve çocuğun bireysel terapisi gibi çok yönlü bir tedavi sistemi ile başarılır. Her zaman akılda tutulması gereken şey her çocuğun kendine özgü olduğudur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların bazıları aşırı hareketlidir, bazısı değildir. Kimisinin davranış problemleri vardır, kimileri sadece dikkatini toplamada ve başladığı işi bitirmede zorluk çekerler. Tanısı, eşlik eden diğer sorunları, aile ve çevrenin özellikleri, bulunduğu okulun özellikleri bir bütün olarak göz önünde bulundurularak her çocuk için özel bir tedavi programı hazırlanmalıdır.

Popüler Psikiyatri Mayıs – Haziran 2003 Sayı : 13 / Uzm. Dr. Özlem SÜRÜCÜ / Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

makale spotlar 5 spotlar govdealt 1spotlar govdealt 2spotlar govdealt 3spotlar govdealt 4
makale spotlar 6