spotlar 1 spotlar 2 spotlar 3

Bilgisayarın Kötüye Kullanımı Ve Çocuk

bilgisayar ve çocuk nirvana antalya"Bilgisayar bağımlılığına zemin hazırlayan birçok alt faktör olabilir. Çocuğun depresyonu vardır, sosyal olarak izole olmuştur ve sadece bilgisayarından zevk alır. Çocuğun başka kaygıları vardır, örneğin sosyal fobisi vardır, arkadaş ilişkilerini zaten kuramıyordur MSN'de kendine iki tane arkadaş bulur...>

"Bilgisayar bağımlılığına zemin hazırlayan birçok alt faktör olabilir. Çocuğun depresyonu vardır, sosyal olarak izole olmuştur ve sadece bilgisayarından zevk alır. Çocuğun başka kaygıları vardır, örneğin sosyal fobisi vardır, arkadaş ilişkilerini zaten kuramıyordur MSN'de kendine iki tane arkadaş bulur ve mutluluktan uçar. Davranış bozukluğu olan çocuk kendini kuralsız bir ortamda, oyunlardaki uçan, kaçan, güç elde eden, var eden, şiddet kullanan ve hakim olan bir yapı içerisinde çok hoş bir şekilde ve mutlu bulur.Oraya o ortama adeta bağlanır."

Birçok ruhsal sorunda olduğu gibi bilgisayar bağımlılığı ya da bilgisayar kötüye kullanımı konusunda da tek tek vakaya özel problemler değerlendirilerek karar verilir. Ama ne olursa olsun şu bir gerçek ki bugün genel anlamda çocuklarımızın özellikle bilgisayarı kötüye kullanması konusunda çok ciddi bir sıkıntı bulunmaktadır.
Bu kötü tanımı, genel olarak bize göre öyle; çünkü onlar kötü bir şey yaptıklarını düşünmüyorlar. Düşünseler
zannediyorum zaten öyle bir uygulamanın içinde olmazlardı. Bilgisayardan, facebook'ta olmaktan, msn'de konuşmaktan zevk alıyor, oyun oynarken sınırsız bir dünyada bulunuyor, belki rakamsal değerler kazanmaya çalışarak oyun içinde yükseliyor, kendini bir statüye oturtuyor, o dünyanın lideri haline geliyorlar. İnsanın genel yapısında, doğasında var olan "bir makama, bir mevkiye ulaşma" isteği, sanal alemde tatmin edilmiş oluyor. Bir çocuk, ergen ya da erişkin bu anlamda bilgisayara bağımlı kalabilir. Erişkinlerde de bilgisayar
bağımlılığı nadir değildir. Bu anlamıyla sorun, kendi eksikliklerini ve ihtiyaçlarını yönetrne ile alakalı bir problemdir. Ne olursa olsun bir sınır problemi olduğunu, bu konuda bir sınırlama anlayışına sahip olmamız gerektiğini bileceğiz.

Evdeki tatlı otorite

(Aileyle çocuk bu konuda bir anlaşmaya mı varmalıdır. Özelliklede ergenlerde karşılıklı oturup bir mutabakat kurmak maalesef pek mümkün olmuyor.) "Her şeyden önce evde patronun kim olduğu hususunda karara varılması gerekir. Bunu, klasik anlamda bir sınıflandırmaya tabi tutmadan söylüyorum. Ailenin genel mantığında aile reisliği kavramı vardır. Bu reisin anne- baba ayrımı da yapmadan o ailenin büyükleri olduğunu, dolayısıyla karar verme konumunda, öncelikle onların karar mekanizmasının en önemli özneleri olduklarını kabul etmek gerekir. Bir karar alırken çocukların, gençlerin keyiflerini ve zevklerini kaçırmak amacında olunmadığı, bir takım değer yargılarını çocuklara vermek, bu amaçla bazı sınırlar koymak zorunda oldukları unutulmamalıdır. Anne-baba, çocuklarını bir takım zararlara karşı korumak zorundadırlar. Bu konular daha küçük yaştan itibaren çocuklarla konuşulmalı, ev içinde hissedilen ama zulüm edici, taciz edici olmayan bir otoritenin varlığı ortaya konmalıdır. Bu otorite hissettirildiği zaman, zaten çok büyük bir problem ortaya çıkmaz. Ancak ev içinde şartlar sanki eşit hale getirilirse -ki getiriliyor-, sizin statünüz eşitlenmeye başlıyorsa, o zaman "eşit konumdaki kişiler aynı evde kalıyor" mantığına uygun biçimde kavgalar çıkmaya başlar. Bizler, sanıyorum çocuğumuzla arkadaş olma noktasında ipleri biraz koparıyoruz. Çocukla arkadaş olmayacağız. Çocukla çocuk olabiliriz, her şey olabiliriz... Biz babayız ve anneyiz. Babalık ve annelik farklıdır, gerektiği zaman özür dilemektir ama aynı zamanda otoriteyi de hissettirmektir. Bu noktadaki aşın demokrat tutumlar, kaba bir tabirle işin ucunun kaçtığı anları getiriyor. Tekrar toparlamakta da zorlanıyorsunuz. Gerekirse ailenin danışmanlık alması da gerekmektedir.

Bilgisayar bağımlısı çocuk nasıl anlaşılır?

"Aslında çocuğumuzun bilgisayarla ilişkisinin sağlıksız bir durum aldığını anlamak, hiç de zor değildir. Bir çocuğun çocuk olarak yapması gereken aktiviteleri hatırlayalım: Oyun oynamak, arkadaş ilişkileri, dersler, sosyal aktiviteler, bizimle dışarı çıkıp gezmeye gitmesi... Eğer bilgisayar bu etkinlikleri ve çocuğun genel olarak sosyal hayatım etkileyen bir süreç haline gelirse, örneğin "ben sizinle gezmeye gelmem", "niye", "bilgisayarda bilmem ne oyunu oynayacağım, top oynamaya da gitmeyeceğim" diyorsa zaten alarm veriyor demektir. Bütün her şeyi bilgisayara ve internete bağlıyorsa sosyal aktivite artık azalıyor ya da belki yok oluyor demektir. Artık çocukta bağımlılık gelişiyor, diye anlamalıyız. Bu tür durumlarda gerektiği gibi ya da yeterli biçimde ders çalışamadığı için çocuğun akademik performansı düşer. Sosyal ilişkilerinde, arkadaşlarıyla ilişkilerinde ciddi problemler ortaya çıkar. Arkadaşlarıyla olan diyalogunu azaltmaya başlamıştır. Kendisi başka bir dünya olan oyun dünyasında, başka arkadaşların bulunduğu, sanal bir arkadaş; dünyasında yer aldığı için kendisinde sağlıklı gelişmesi beklenen duygusal ve düşünsel alanlarda aksamalar ortaya çıkar. Örneğin duygusal olarak çocuk bir yerde durmaz. Aslında bizler de hiçbir yerde, hiçbir zaman duygu olarak sabit kalmıyoruz. Sürekli bir ilerleme, gelişim, değişim halindeyiz. Bu değişimler birçok faktöre bağlı olarak gelişir ve ister istemez bu faktörleri oluşturan da bizim çevremizdir. Bu noktada eğer çevreye açılmayan, çevresinde olup bitenleri fark etmeyen bir çocukla karşı karşıya isek, başını kuma sokmuş, bilgisayar dünyasından dışarı çıkmıyorsa, gerçek dünyada ne olup ne bittiğini bilmez halde ise ister istemez onun sosyal gelişimi ve kişilik gelişiminde defektler, problemler oluşacaktır. Çocuk veya ergen, kendisi için çok önemli olan bu gelişim dönemini çok boş ve gereksiz bir ilgi alanıyla, çok sınırlı ve gereksiz bir bilgi alanıyla kapatmış olur. Bu çok büyük bir kayıptır. Çocuk,
sosyalleşmesi ve kişiliğinin gelişmesi bağlamında kalıcı olabilecek sorunlar yaşar. Örneğin ilişkilerin kendine özgü doğasını anlayamaz. İlişkinin kurulmasından tahammül edebilmeyi öğrenmeye kadar geniş bir yelpazede yaşayarak öğreneceği gelişim basamaklarında gerilik yaşar. Kimseyi görmek istemeyen, kimseye tahammül edemeyen, özveride bulunamayan, dolayısıyla sosyalizasyon sıkıntısı olan çocuk ve ergenler yetişmeye başlıyor.

Çocuk ve ergenleri nasıl eleştirmeliyiz?

(Çocukta bu tür olumsuz farklılıklar göze çarptığımda öncelikle ne yapmalıyız. Onu karşımıza alıp konuşmalı mıyız, yoksa ona fazla fark ettirmeden evimizin içinde bazı şekil değişildiklerine mi gitmeliyiz.) "Bu sorunun yanıtı, "aynı anda ikisi de" olabilir. Çocuğun yaşıyla ve bilgisayar internetle ne ölçüde iletişim kurduğuyla ilgili olarak davranışlarımızı düzenleyebiliriz. Bir kere neyi, neden, ne kadar kısıtladığımızı anlatmamız çok
önemlidir. Ayrıca çocukların yaşlarına, gelişim basamakla göre değişen sorumlulukları da vardır. Bu sorumluluklarını mutlaka yerine getirmek zorunda oldukları hatırlatılmalıdır. Sorumluluklar sadece yetişkinlere ait değildir. Bütün sınırlamaların hedefi, onların kendi geleceğini belirlemede bir eksiğin kalmamasına yöneliktir. Bunu onlarla konuşmak durumundayız. O zaman anlarlar mı, diye sorarsanız, hayır, anlamayacaklardır. Tam da bu konuda ailelerden çok fazla şikayet alıyoruz. "Bir şekilde bu önemli konuyu ifade edemiyoruz" diyorlar. Ağırlıklarını koymaları gerekiyor. Bilgisayarı kapatıp evin dışına atmak gerekir. Sözel anlatımda amaç zaten bu noktaya gelmeden sorunu halletmektir. Ama eğer bu noktaya gelinmişse bilgisayar

Kapatılıp çok rahat dışarı atılabilir. Çocuğa verilecek mesaj "Sen herhangi bir şeyi amacı dışında, senin sosyal
hayatını, derslerini etkileyecek boyutta kullanıyorsan, önlem alırım" olacaktır. Bu cep telefonu da olabilir bilgisayar da... Başka bir şey de olabilir fark etmez. Bu mesajı vermek zorundayız. Bu süreçte oluşabilecek bir
takım krizleri yönetmek çok önemlidir. Böyle bir aşamaya gelindiğinde, profesyonel destek de alınması gerekir
Yoksa genel anlamda hayatın içerisinde olan bir öğeyi toptan reddetmemiz gibi bir şey söz konusu değil. Bilgisayar neredeyse her eve girdi. Öyle ya da böyle, evde ya da okulda bulunuyor. Çocuk da bir şekilde bilgisayara ulaşıyor. Bizim itiraz ettiğimiz nokta, var olan bilgisayarın kullanımının süre ve nitelik olarak sıkıntılarının olmasıdır. Bu, tek alanda sıkıntı oluşturmuyor. Diyelim ki çocuk bilgisayarı sağlıksız biçimde kullanmaya devam ederken dersleri de çok iyi gidiyor. Ama spora gitmiyor, arkadaşınla dışarı çıkmasına engel, ailesiyle çarşıya çıkmasına engel, babaannesine oturmaya da gitmiyor, televizyondaki faydalı bir programı da seyretmiyor... Bu örnek durumda, bilgisayar çocuğu sadece bir noktaya o kadar çok yoğunlaştırıyor ki sadece dersleri iyi durumda diye bu sağlıksız gelişim sürecinin dışında olduğunu düşünemeyiz. Bir örnek yaka gündeme geldi. Bir genç, 19 yaşında, oyun bağımlılığı var. Aileye şiddet başlamış... Bu, bir üniversite öğrencisi ve okulu da bırakıyor. Böyle bir tabloda hangi nedenle olursa olsun, böyle bir öğrencinin bir "x" nedenle üniversiteyi bıraktığını öğrendiğimizde, acilen ailenin ayakkabılarını bile giymeden hastaneye gitmesi lazımdır; "bu çocuğa ne oluyor" diye sormaları gerekir. Günümüzde Türkiye'de psikolojik problemlerin hafife alınmasını bir
bilgisizlik olarak mı değerlendirmeliyiz, bu da tartışılır ama şunu hiçbir zaman unutmayalım: Herhangi bir kötüye kullanımda ya da bağımlılıkta o bağımlılığa zemin hazırlayacak ruhsal bozukluk içeren nedenler de bir arada bulunmaktadır. İlgili bir anne babanın, çocuklarını dikkatle ve iyi gözlemleyen bir anne babanın, "burada bir sıkıntı var", diyerek hemen yardım alması gerekir Bu gençler lisede, belki de ortaokulda belirti veriyorlar. Bizim en büyük problemimiz, psikolojik sıkıntılarla ilgili olarak uzmanlara başvurmakta ciddi sıkıntılar yaşamamızdır. Bu konudaki ön yargılara, dünyanın her yerinde rastlanmaktadır. Fakat bu ön yargıların kırılmasında eskiye oranla azımsanmayacak, büyük bir ilerleme olduğunu da söyleyebilirim. Psikiyatri bugün hayatın içerisinde bir bilim olarak kabul ediliyor. Yine de bir direnç var mı derseniz evet var. Maalesef bazı insanlarımızın direnci, bilgisizliği halen sürüyor. Bu konuya da sadece ve sadece bilgisayar bağımlılığı gibi bakarsanız çok yanılırsınız. Çünkü bilgisayar bağımlılığına zemin hazırlayan birçok alt faktör olabilir. Çocuğun depresyonu vardır, sosyal olarak izole olmuştur ve sadece bilgisayardan zevk alır. Çocuğun başka kaygıları vardır, örneğin sosyal fobisi vardır, arkadaş ilişkilerini zaten kuramıyordur MSN'de kendine
iki tane arkadaş bulur ve mutluluktan uçar. Davranış bozukluğu olan çocuk kendini kuralsız bir ortamda, oyunlardaki uçan, kaçan, güç elde eden, var eden, şiddet kullanan ve hakim olan bir yapı içerisinde çok güzel ve mutlu bulur. Oraya, o ortama bağlanır. Hepimizin evinde bilgisayar var ama çocuklarımızın bir kısmı bağımlı değiller. "Bilgisayarı kapat" dediğin zaman ya hemen ya da bir iki küçük itirazla kapatıyorlar. İkisi arasında ciddi bir fark var. Çocuğun duygusal durumu, bilgisayara ve onun içindeki sanal dünyaya kendini ne kadar verdiği, ne kadar invaze olduğu çok önemli.

Prof. Dr. Mücahit ÖZTÜRK / Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Popüler Psikiyatri sayı: 53- Ocak 2010

makale spotlar 5 spotlar govdealt 1 spotlar govdealt 2 spotlar govdealt 3 spotlar govdealt 4
makale spotlar 6