spotlar 1 spotlar 2 spotlar 3

Çocuk ve Gazete-Dergi

Yazılı iletişim açısından çocukların yaşamına giren bir diğer kitle haber­leşme aracı, kitapları izleyen Gazeteler ve Dergilerdir. Çocukların süreli yayın okuma alışkanlığının yetişkinlerin gazete ve dergi okuma alışkanlıkları ile ya­kından bağlantısı bulunmaktadır. Genel kanı, toplumsal açıdan yetişkinlerin sosyal ve eğitim düzeyi açısından gazete ve dergi okuma alışkanlıkları nasıl ve ne yönde gelişiyorsa, çocukların da bu alışkanlığı devam ettireceği yönündedir.

İlk Türkçe gazetenin yayımının 1831 tarihine rastladığı düşünülecek olduğunda, toplumumuzun gerekli okuma alışkanlıklarını geliştirmiş, düzenli okuma ve araştırma alışkanlıklarına sahip, okuryazarlık oranı yüksek bir toplum olması gerekmektedir. Ancak, gazete dergi yayım tarihinin bu denli eskilere gitmesi ile gazetelerin sayılarının artışı ve tirajlarının yükselmesi arasında ne yazık ki çok fazla zaman geçmesi gerekmiş, Cumhuriyetten sonra hızlanan okuma yazma seferberliği ile birlikte Türkçe gazetelerin yayınlanması ve çok sayıda gazete ve dergiye kavuşulması da ancak çok sonraları gerçekleştirilebilmiştir. Günümüz 'Türkiye'sinde çok sayıda gazete basılmakla beraber, büyük halk kitleleri üze­rinde etkin olabilen, modern gazete sayılabilecek gazetelerin sayısı parmakla sayılabilecek kadar azdır. Okuma yazma oranının hala düşük düzeyde olması gazetelerin etkinlik yönünden kitaplar ve dergiler gibi, radyo ve televizyonun arkasından gelmesine neden olmaktadır.

Günlük okuma alışkanlığını belgeleyen gazetelerden sonra, sırayı dergiler almaktadır. Ülkemizde, dergiciliğin geçmişi de epey eskilere dayanmaktadır, ilk dergi Mecmua-i Fününu Münif Paşa tarafından 1826 yılında çıkartılmıştır. Bu izleyen diğer dergilerle birlikte dergi ve süreli yayınların okuyucu kitlesinin de artışı söz konusu olmuştur. Süreli yayınların gazeteler dışındaki türlerini "dergi" genel başlığı altında toplamak olanaklıdır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk Türkçe dergiler daha çok bir bülten niteliğindeki Vakayii Tıbbiye (1266-1850), Mecmua-i Fünün (1862) ve ilk resimli dergi olan Mir'at (1862) dır. 1919-1938 yılları arasında, özellikle İstanbul ve Ankara'da çok sayıda dergi yayınlanmış olduğu görülür. Tüm dÖnemde yayınlanan Türkçe dergilerin sayısı 962'dir. Bunlardan 317'si eski harflerle 519'u yeni harflerle yayınlanmış, 85'i ise eski harflerle başladıkları yayın hayatına yeni harflerle devam etmişlerdir. Dergilerin çok kısa ömürlü olduklarını varsaymak yanlış olmayacaktır. Ancak, dergi deyince akla bol resimli, az yazılı edebi ve bilimsel kimliği tartışılan yayınlar gelmektedir. Günümüzde özel ilgilere yönelen çeşitli dergiler çıkmakla birlikte, bunların tirajları fazla yüksek değildir. Yazılı kitle iletişim araçları olan gazeteler ve dergilerin de kitaplar gibi çoğunlukla özel girişimlerce hazırlanıp dağıtılması söz konusudur. Bu araçlar arasında yalnızca kitap alanında devlet sektörünün de pek fazla etkin olmayan bir rolü bulunmaktadır.

Gazete ve dergi okuyuculuğu söz konusu olduğunda, ülkemizin değişik yörelerinde farklı oranların söz konusu olduğu görülmektedir. Kimi illerimizin yerel basını güçlü ve bu basını takip edenlerin oranı fazla olabildiği gibi, kimile­rinde ise basından söz etmenin bile olanağı bulunmamaktadır. Gazetelerin ve dergilerin illere göre dağılımında, nüfus, yörenin ekonomik gelişmişlik etkenle­ri, ulaşım sisteminde iyi bir konuma sahip olma ve yöre halkının sosyal durumu, eğitim ve kültür düzeyi gibi etkenlerin rol oynadığı gözlenmektedir.

Gazete ve dergi okuyucularının katılımı yayınların sürekliliği açısından son derece önemlidir. Tirajı ne derece yüksek ya da düşük olursa olsun, bir ya­yını ayakta tutan okuyucularıdır. Okuyucu sayısındaki düzensiz iniş çıkışlar, özellikle süreli yayınların kısa zamanda ömürlerini tamamlamasına neden ola­bilmektedir. Örneğin, geçmişte, İstanbul'da yayınlanan gazetelerin yalnızca % 40'ı günlük olarak çıkmış, geri kalanlar ise haftada bir ya da iki-üç kez yayın­lanmıştır. Özel dergilerin yazı kadroları genellikle amatörlerden oluşmaktadır ve çok az bir bütçe ile ayakta durmaya çalışmaktadır. Çoğu işletme, kağıt ve matbaa masraflarını karşılayamadıkları için çıktıktan belli bir süre sonra yeterli okuyucu sayısına ulaşamadıkları için kapanmaktadırlar. Öte yandan kurumlara bağlı dergiler parasal kaynak sorunu çekmedikleri için daha uzun ömürlü ola­bilmektedirler. Nitekim ömrü beş yılı aşan dergilerin hemen tümü, Ticaret ve Sanayi Odaları, çeşitli mesleki kuruluşlar ya da üniversiteler gibi bilim kurum­larının organlarıdır.

Dergilerin, genel okuyucu kitlesinden çok özel ilgi alanlarına ve yaş gruplarına seslenmeye başlaması da çok eskilere dayanmaktadır. Müzik, edebi­yat, tiyatro, sinema vb sanat dergileri büyük şehirlerde örneğin İstanbul'da daha fazla bir yer tutmaktadır. Bunun bir nedeni, büyük şehirlerimizde sinema, resim, edebiyat vb alanlara ilişkin dergilerin ve seçeneklerin yaşama şansının daha çok oluşudur.

Dergiler arasında erkeklere, kadınlara ve çocuklara yönelik olanlar vardır. Ancak bu dergiler, özellikle kadınların ve çocukların toplum içindeki ağırlıklarıyla orantılı ve sürekli değildir. Örneğin çocuk dergileri üzerine yapılan bir araştırmadan öğrendiğimize göre 1928-1938 yılları arasında yayın­lanan çocuk dergileri (40 kadar) sürekli çıkmamıştır ve çıkanların büyük bir kesimi de çok kısa ömürlüdür.Yine aynı araştırmanın bulguları, yayından çekilen dergilerin yeri, ayrı isimlerle, genellikle aynı kadro tarafından çıkarılan dergilerin sayıyı kabarttığı gerçeğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca, anılan çocuk dergilerindeki öykü, roman, yazı dizileri ile diğer malzemenin, "çocuklara, yaşamlarında karşılaştıkları sorunları anlayabilecek bir bilince sahip olmaları için gerekli olan bilgileri vermek çabasından" çok uzak oldukları görülmektedir. Bu tür dergilerin tirajlarının düşük olmasının çeşitli nedenleri arasında, okuyucu azlığı, dağıtım ağının yetersizliği sayılabilir. Çocuklara yönelik dergilerin ise alıcılarının yine yetişkinler olduğu düşünüldüğünde, çocuk dergisinin kendisini öncelikle yetişkinlere kabul ettirebilmesi gerekmektedir. Çocuk ve dergi ilişki­sine örnek olarak baskı sayıları belirlenebilen dergilerden Gürbüz Türk Çocuğu 1930'da 5000 adet satmaktadır.

Tüm dergiler içindeki çocuk dergileri sayısı göz önünde bulunduruldu­ğunda, belirtilen dönem içinde İstanbul'da çıkan 48 dergiye karşılık, taşrada 26 derginin yayınlandığı görülmektedir. Bununla birlikte, İstanbul'daki çocuk der­gilerinin diğer dergiler içindeki yüzdesi % 8 iken, taşradaki çocuk dergileri di­ğer dergiler arasında % 7'lik bir orana sahiptir.

Sonuç olarak günümüze dek kadın erkek ve çocuk gibi farklı gruplara farklı ilgi alanların ve farklı sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim düzeyine sahip okuyucuları hedefleyen pek çok dergi ve gazete çıktıysa da bunlar kısa ömürlü ve düşük tirajlıdır. Gerek birer işletme olarak gerekse birer kitle iletişim aracı olarak yeterince kurumlaşamadıkları da söylenebilir. Çocuk ve kadın gibi özel okuyucu kümelerine yönelik dergilerin yanı sıra, felsefe, pedagoji, eğitim vb ilgi alanlarına ilişkin dergiler de dönem boyunca kuşkusuz yayınlanmıştır. Ne var ki, bunların içlerinde nitelikli olanlar çok azdır.

Özakgün, Türkiye'de ilk yayımlanan çocuk dergisi "Mümeyyiz"den söz eder. Mümeyyiz 1869 yılında Sıtkı Efendi tarafından yayınlanan bir dergidir. Aslında siyasi bir gazete olmasına karşın, çocuklar için ayrıca basılan bir eki de vardır. Yayınların çekici kılınması için her seferinde ayrı bir renk kağıda basıl­mış olan dergi genelde 4 sayfa olmasına karşın, arada bir 8 sayfa basıldığı da olmuş. Eğitsel bir amaç taşıyan dergide öğrencileri özendirmek amacıyla bazı girişimlerden de söz eden Özakgün, örneğin Rüştiye mektebi sınavını kazanan okuyucuların ve babalarının isimleri dergide basılmasını ve bu öğrencilerin dergiye parasız abone kaydedildiğini belirtiyor. 1869–1896 yılları arasında yanı toplam 28 yıl herhangi bir çocuk dergisinin basıldığına ilişkin bilgi olmadıkını belirten Özakgün, 1896 yılında (bu tarihi İsmet Kür ilk çocuk dergisinin basıl­dığı yıl olarak kabul ediyor"'). 9 Mayıs'ta "Çocuklara Mahsus Gazete ' adında bir dergi yayımlanmaya başlaması ile çocukların gerçek anlamda bir yayına kavuştuğunu vurguluyor.

Çocuklara Mahsus Gazete sahibi İbnil Hakkı Mehmet Tahir denetiminde beş yıl sürekli olarak basılmış olan, baş yazısı dışında dili genellikle sade, bol resimli bir dergi görünümündedir. Daha sonra 13 Ocak 1904 yılında yayımlan­maya başlayan "Çocuk Bahçesi 20 paraya satılan, resimsiz, Türkçe imla üze­rinde çok duran bir dergi. Bu derginin son sayısının tarihi 21 Nisan 1905.

Farklı dönemlerde "Çocuk Dünyası" adım taşıyan dört ayrı dergi çıkıyor. İlki 1912'de yayınlanan bu derginin diğerlerinden farkı, resimli bir dergi olması, tiyatro sevgisi aşılamaya çalışması, çocukları üzmekten ve ağlatmaktan çekin- memesi. Bu belki de dönemin bir özelliği, her zaman mutlu son yok. İsmet Kür'e göre: "Bugünkü çocuk dergilerimizden çok daha üstün. İkinci "Çocuk Dünyası", Muallim Ahmet Halit (Yaşaroğlu) tarafından çıkarılıyor. 1929'da basımını durdurulan bu derginin yazılan hiç değiştirilmeden bu gün de yayımlanabilecek, nitelikleri taşıyor. İsmet Kür'e göre, Yücel yayınlan tarafından çı­karılan "Arkadaş" dışında en tatlı, en faydalı, en verimli dergi. Bundan sonraki "Çocuk Dünyası" dergisi, öğretmen D.N. Arsan tarafından 1943 yılında çıkarılmış olan, kısa ömürlü bir dergi, Dördüncü "Çocuk Dünyası" ise 1954'de Sabri Tüm kor tarafından yayınlanmış, bütünüyle derslere dönük bir dergi.

16 Haziran 1913'te yayımlanmaya başlayan bir başka dergi olan "Çocuk Duygusu"nun başyazarı önce Baha Tevfik Bey, yayımcısı ise Leon Lütfü. Vatan sevgisini, insanlık duygusunu, varsılların yoksullara davranışlarını irdeleyen bu derginin en ilginç yanı da derginin ilk kez resimli romanı başlatmış olması.

Bunların dışında "Talebe Defteri", "Çocuk Dostu Dergisi", "Arkadaş", "Çocuk Sesi", "Çocuk ve Yuva", "Sevimli Mecmua", "Çocuk Dili", "Bizim Mecmua", "Çocuk Postası", "Yeni Yol", "Resimli Dünya", "Çocuk Yıldızı" dönemin önemli dergilerinden. 1928–1938 arasında yayınlanan 32 çocuk dergi­sinin yalnızca biri Ankara'da diğerleri ise İstanbul'da yayınlanmış olması da ayrıca önem taşımakta.

En uzun ömürlü dergilerden "Gürbüz Türk Çocuğu" "Türk Çocuğu", "Çocuk", "Çocuk ve Yuva", "Çocuk Sesi" dergileri örnek olarak verilebilir. Ço­cuk Esirgeme Kurumu'nun "Gürbüz Çocuk" eğitim ve çocuk bakımı ile ilgili dergisi, 1936'da şekil ve isim değiştirerek çocuk dergisi oluyor ve "Çocuk" adını alıyor. 1954'de de "Çocuk ve Yuva" adını alan bu dergi, bir süre "Gürbüz Türk Çocuğu" adı ile de yayına devam ediyor. Derginin önemli bir yönü 1930, 1933, 1934 ve 1935 yıllarında 23 Nisan özel sayılarının çıkarılmış olması.

1937'de ilk kez çocuklar için bir ansiklopedi yayınlanması, dönemin ço­cuklara ne denli önem veren bir yapılanma içinde olduğunun kanıtı.""Yeni Çocuk Ansiklopedisi", on günde bir çıkan fasiküller on ciltte tamamlanmış, daha önce ABD, İtalya ve Fransa'da basılmış olan bir İngiliz ansiklopedisinden çeviri. İlk fasikülde çıkış amaçlarını şöyle sıralanmakta: "Çocuk kendisinin hocasıdır, fakat nıuhit lazım. "

"Çocuğun kafasına vakti gelmeden birçok kuru malumat değil, ders ha­ricinde inkişaflarını temin edecek bir menba sağlamak gerekli. "

Yayıncılar, "Neşriyatı yalnız güzide bir sınıfa hasrettirmeyerek büyük bir okuyucu kitlesinin istifade etmesini temin için ansiklopediyi yok pahasına sata­caklarını " belirtiyorlar ve bu yayının "Memleketin fikir hayatında büyük bir boşluğu dolduracağı" düşünülüyor.

Resim bakımından zengin bir yayın olan bu ansiklopedide her konu için özenle seçilmiş fotoğraflara rastlamak olanağı olduğu gibi dilinin sade oluşu ve çocuklara yönelik bilgilen onlara yönelik bir biçimde örneklendirişi dikkati çekmekte. Konuların hep sorular üzerine oluşturulmuş olması da yine çocukla­rın doğasına uygun. "Dünya dönüyorsa biz niçin düşmüyoruz?" "Kuş yumurta­ları niçin renk renk olur?", "Korkunca saçlarımız niçin dimdik olur?" Çocukla­rın sorgulayan ve araştıran doğasından yola çıkarak bilgiler veren bu yayının zamanın en etkili çocuk yayınları arasında olduğunu belirtmek gerekiyor.

I Ekim 1937'de İstanbul'da yayımlanmaya başlayan "Çocuk Duygusu" dergisi önceleri beş renkli kapakla çıkmaktadır. Sonra istek üzerine bazı iç sayfalarda da iki renkli basılmaya başlayan 16 sayfalık derginin Özakgün'e göre göze çarpan özelliklerinden biri, bol resimli oluşu ve resimli öykülere çok yer verişi. Tarihi dizi romanlar, dizi romanlar, küçük öyküler, masallar, ödüllü bilmece-bulmacalar, çeviri ve gezi yazıları, çeviri öyküler, şiirler, öğütler, süzme sözler, atasözleri, resimli masal, resimli öyküler, oyunlar, röportajlar, resim modelleri, şaka sütunları ve reklamlar içeren derginin çıkış amacı 1. sayıda şöyle özetleniyor: "Uzun söze lüzum yok. Aile reisleri, öğretmenler, kültür idareleri: Şimdiye kadar yapılan çocuk neşriyatının, çocuklarımıza maceraya sürükleyici bir ruh aşıladıklarından müştekidirler. İşte biz çocuklarımızı bu temayülden kurtarmak ve onlara ahlak disiplinleri içinde bilgili yazılar vererek, her gün biraz daha zehirlenen yavrularımızı bu salgından korumak istiyoruz.'''' Derginin hedefi ise, "Her şeyden önce çocukların bilgisini arttırmaktır. Çocuklarımızı aldatmayalım, avutmayalım, onlara faydalı olmaya çalışalım."

Dergide yer verilen resimli öykü ve masalların, resimlerle fotoğrafların bir çoğu yabancı kaynaklı olmasına karşın, bunlarda yalnızca isimler Türkçeleştirilmiş, imzalar silinmiş. Bu öykülerin bizim kültürümüzün ürünü olmadığı bir çocuk tarafından bile kolayca fark edilebilir.

Dergide Shirley Temple dizisi dışında batıyı anlatan yazılar çok olmama­sına karşın, bunların hepsinde gizlenemeyen bir hayranlık bulunmakta. Kahra­manlık öykülerine de çok sık rastlanan dergideki ulusal öykülerde yurdu koru­mak için çocuklarını aç, sefil bırakıp gönüllü olarak savaşa katılmak gibi erke­ğin ailesi için yaptıkları anlatmaktadır."^ Böylelikle çocukların alması gereken dersler arasında yurt ve toprak sevgisi ön sıralarda yer almaktadır. Yurt sevgisi tarihi öykülerde de ödün verilmez kutsal bir varlık olarak ele alınmıştır.

Dergiler, tek başlarına ayakta durmakta zorluk çektikleri için, genelde di­ğer iletişim biçimlerinden ve ortamlarından kaynaklanan konuları ele almadıkla­rı zaman yok olma, yayınlarını sürdürememe tehlikesi ile karşılaşmaktadırlar. Kitap gibi yalnızca belli bir okuma ve bilgilenme amacı taşıyan okuyucu kitlesi yoktur derginin. Özellikle çocuk dergileri söz konusu olduğunda, derginin, sü­rekliliğini koruyabilmesi yayının çocuk okuyucuyu ve elbette yetişkin okuyucuyu da ne denli mutlu ettiği ne denli güncel kıldığı sorgulanacaktır. Bu yüzden dergiler diğer iletişim organlarının birebir etkilerini yansıtan bir yapıda karşımıza çıkmaktadırlar. Dergi söz konusu olduğunda, geçmişte de günümüzde de sosyal ortam, eğitim, kültür, sanat ve boş zaman uğraşlarının bir toplamı ve çocukta yansıması karşımıza çıkacaktır. Bu yüzden dergilerin geçmişte olduğu gibi günümüzde de, sinema-çocuk, televizyon çocuk, hobi- çocuk, kitap-çocuk, reklam- çocuk gibi açınımlardan yararlanmaya çalışması olağandır.

Sinema-çocuk ilişkisine ve dergi-sinema birlikteliği göz önünde bulundu­rularak bakıldığında, geçmişte ve günümüzde farklı ilişkilerle karşılaşmaktayız. Örneğin, 1 Ekim 1937'de yayın yaşamına başlayan "Çocuk Duygusu" adlı der­gide çocukları özellikle dönemin bir diğer iletişim ortamı olan sinemaya yön­lendiren yazıların bulunması dikkat çekicidir. Özellikle, zamanın çocuklarının çok kıt iletişim araçlarından birini oluşturan dergi, çocuğun sinema ile ilişkisi açısından önemli yazılar yayınlamış dergilerden biridir. O dönemde, dünyada da oldukça popüler olan çocuk yıldızlardan ve özellikle Shirley Temple'dan deği­şik sayılarda uzun uzun söz eden dergi, çocuk yıldızların dünya sinemasındaki ve Türk toplumundaki yeri açısından önemli ipuçları sunmaktadır. Özellikle Shirley Temple dizisi boyunca, bu ünlü çocuk yıldıza karşı gizlenemeyen bir hayranlık dile getirilmekte olup, bu hayranlık, değişik biçimlerde de ifade edil­miştir.

Özakgün, incelediği dönemde yer alan Shirley Temple ile ilgili yazılarda üç ayrı dönem izlemek olanağı olduğunu belirtmektedir. İlki Shirley'in yücel­tilmesi dönemi: "Altıncı sayıda Shirley Temple ile ilgili yazının başlığı: "Zen­gin ve meşhur olmak ister misiniz? " Shirley ile yapılan röportajda "Hangi ço­cuk zengin ve meşhur olmak istemez" deniyor. Shirley'in görüşleri ise şunlar: "Ben bankalarda çalışan insanları severim." Shirley sinema oyuncu olmasa bankacı olacaktır. Çünkü ABD'de bir yıl içinde 30 milyon dolar, kitap ve kırta­siye için dolaşmaktadır. Sonuç olarak "Her çocuk buna benzer servet getirici fikirler üzerinde yürür ve tatbikine çalışırsa, elbette hem zengin hem meşhur olur.

İkinci dönemde bu ilgiye bir tepki niteliğinde yazılara Rastlandığına dik­kati çeken Özakgün, şu şekilde aktarıyor: "'28. sayıda Cingöz imzasıyla yayım­lanan yazıda. "Hiçbir fevkaladelik göremedim. Gözü bizim gözümüze, burnu bizim burnumuza, ağzı bizini ağzımıza benziyordu. Kendi kendime: Bizim mem­leketimizde adı çıkmamış ne Shirleyler var amma biz tanımıyoruz." Bu yazının sonucu olarak, okuyuculardan Shirley Temple 'e benzeyen çocuk fotoğrafları gelmeye başlamış. Bunlardan bir ikisi de yayımlanmış

31. sayıdan başlayarak Shirley Temple konusunda düzenli yazılar çıkma­ya başladığına dikkati çeken Özakgün, yazar. Mary Stanley'in, "Hollywood Çocukları" adlı dizisini inceleyerek, bunların Shirley Temple putunu kırma çabalarına koşut yazılar içerdiğini belirtmekte. Yazılarda, sinema oyuncusu çocukların yaşamlarının çok sıkı bir disiplin altında olduğu, mahkûmiyetten farksız bir yaşam sürdükleri, çok para kazandıkları halde aileleri tarafından sömürüldükleri için aslında yoksul kaldıkları, vergi borcu altında inledikleri işlendiğini ve dizinin kırk yedinci sayıya kadar sürdüğünü, 51. sayıda ise yine Mary Stanley'in yazdığı yeni bir yazı dizisi başladığını belirtiyor. "Shirley Temple Geliyor." Adlı bu diziyi de üçüncü dönem olarak isimlendirmek olanak­lı. Çünkü Shirley yeniden putlaştırılmaya başlanıyor.

Önemli mesajlar taşıyan bir kaç söz ve olay şöyle aktarılmakta: ".çalışırsanız siz de günün birinde birer Shirley olabilirsiniz. (Dergide hemen hep Shirley olarak yazılmış) "...Eğer bazı çocuklarda onun gibi perdede muvaf­fak olma istidadı varsa, bu istidadı meydana çıkaracak ve inkişaf ettirecek, ço­cuğun kendisi değil muhitidir. " deniyor, (sayı 54) Shirley ile ilişki kurmak, onunla mektuplaşmak çok büyük bir şeref olarak gösteriliyor. Çünkü bu, bir an­lamda onun lütfuna ermektir. Bir iyilik meleği gibi etrafına şans ve neşe saçan Shirley, bir mektubuyla insanın yaşamını değiştirebilmektedir. Yoksul Tom bu çocuklardan bir tanesi, Shirley 'in bir hastalığı sırasında bütün çocuklar gibi Tom da geçmiş olsun dileklerini sunan bir mektup yazar. Rastlantı sonucu Shirley dikkatini çeken bu mektuba yanıt verir. Shirley 'den mektup aldığı için

Tom hemen çalıştığı fabrikanın müdürü tarafından himaye altına alınır "Tnnı şimdi bu mektubu sayesinde çok mesut ve rahattır. Biricik annesine de o bakı yor." (Sayı 53) Öyle bir cennettir ki Shirley 'in dünyası, orada bütün gerçekleşir. 53. sayıda Shirley 'in giderek aptallaşacağı konusunda dedikodular başlayınca, bir zekâ uzmanına başvuruluyor. Bu uzman bir araçla çocuklunu zekâsını ölçmektedir. Aracın üç bölümlü bir göstergesi vardır, birinci bölüm "iptidai zekalar" ı, ikinci bölüm "sönmeye mahkum zekalar"ı, üçüncü bölüm ise, "gittikçe inkişafa müstenit (yetenekli) zekalar "ı göstermekledir. Bu araç Shirley 'in kafasına takılır, çalıştırılınca ibre gelir, üçüncü bölümde durur.

Zaten yarattığımız Shirley 'e yaraşan da budur. Zekâ konusunda bir başka görüş de var dergide. Bunlardan biri aynı yazının bir bölümünü oluşturuyor Burada kendi-kendini tatminle zekâ gelişiminin ilintisi kuruluyor. Erkek çocuklarının kendi kendilerin tatmin etmek için olanaklar bulabildikleri, hu yüzden bu yola çok başvurdukları, dolayısıyla zekâlarının çarçabuk söndüğü, kız çocuklarının ise daha çok gözetim altından oldukları için sık sık kendi- kendilerini tatmin edemedikleri, dolayısı ile zekâlarının daha normal geliştiği anlatılıyor. Shirley'in özellikleri ise şunlar: Shirley çok iyi bir kızdır. Hatta bu­gün yoksul bir çocuğu kapıdan kovan mürebbiyesine kafa tutar, (savı 64) Shirley ısrar ettiği ve çaba gösterdiği için diğer çocukların arasından sıyrılıp bu düzeye gelebilmiştir. Zaten 21. yüzyılda başarılı olabilmenin koşuludur bu (Sayı 66) Shirley uzağı görebilen bir kızdır. Bazen yapımcı ve yönetmenin çözemediği sorunları çözüverir. (Scıyı 59) Shirley öyle niteliklere sahiptir ki, melek mi insan mı olduğu konusunda kuşkuya düşülebilir. Sorunları ise, her çocuğun öyle bir yaşama ulaşabilmek için seve seve katlanacağı sorunlardır. Dergide Shirley Temple konusunda yazılanlar, çocuklara yaşadıkları gerçekleri bir yana itip başka ve mutlu bir yaşamı düşlemek için bütün verileri sağlıyor. 32. sayıda çocuk sinemaları olmadığından yakınan bir yazı yer almakta.

• Daha sonraki dönemlerde çıkan dergilerin çocuklar açısından daha ilkeli ve daha bilinçli olduğu da gözlemlenmektedir. Değişen toplum yapısına ve top­lumun çocuklardan gelecekteki beklentilerine göre biçimlenen bir tür ekimlemeden dergiler yoluyla verimli sonuçlar alındığı da görülebilmektedir. Örneğin,1945–1978 yıllarında çıkan Doğan Kardeş dergisi pek çok açıdan ilkle­re imza atmış bir dergi olarak ilk sayısı 23 Nisan 1945'te yayınlanmış olan ve adını Kazım Taşkent'in Alp Dağları'nda yaşamını kaybeden oğlu Doğan'dan alarak, o dönemde şiddet unsuru içeren çocuk yayınlarına alternatif olması ama­cıyla, Yapı Kredi'nin ilk Kültür ve Sanat Müşaviri Vedat Nedim Tör'ün yöne­timinde çıkarılmaya başlanmıştır. Kesintisiz 33 yıl yayınını sürdüren Doğan Kardeş, bu özelliği nedeniyle ülkemizin en uzun ömürlü dergisidir. Bunun yanı sıra Doğan Kardeş yalnızca bir dergi olmakla kalmamış, birçok başarılı kültür ve sanat etkinliklerine de imza atmıştır. Doğan Kardeş'in gerçekleştirmiş oldu­ğu etkinliklerin bazılarını saymak gerekirse, Selma Emiroğlu, Yalçın Emiroğlu, Altan Erbulak, Mistik, Ferruh Do­ğan, Güngör Kabakçıoğlu ve İbrahim Ersaraç gibi ülkemizin önde ge­len karikatüristlerinin ilk karikatürleri ile eski Kültür Bakanı Talat Sait Halman'ın ilk şiirleri ve ünlü tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen'in ilk ya­zılan Doğan Kardeş'te yayınlanmıştır.

• Ülkemizin ilk çocuklar arası resim yarışması,

• İdil Biret, Suna Kan, Verda Erman, Ayşegül Sarıca gibi dünya çapında ün yapmış birçok sanatçımızın ilk konserlerini verme olanağı buldukla­rı sanat etkinlikleri (1946)

• Ülkemizin ilk çocuk sineması (Temmuz 1950)

• İlk çocuklar arası kompozisyon yarışması (1957)Ülkemizdeki ilk çocuk romanı yazma yarışması (1964) örnek gösterilebilir.

1975 Nüfus Sayımının %1 Örnekleme sonuçlarına bakıldığında 6–11 yaş kümesinde çocukların arasında okuma-yazma bilmeyenlerin bulunduğu dikkate alınınca, sorun daha çıplak olarak göze görünür hale gelmektedir. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda, ülkemiz yayıncılığının üzerine düşen görevi yerine getirdiği ve çocukları hiçbir dönemde göz ardı etmediği söylenebilir. Onlara gerekli okuma alışkanlıklarının ve toplumsal değerlerin kazandırılması için gerek özgün materyallerle gerekse uyarlanmış çevirilerle ilgilerini çekmeye çalışan çocuk dergileri ve diğer yayınlar yine de belli bir grup çocuğa ulaşabil­miştir. Sonuçta, özakgün, olumsuz koşullara karşın, araştırılan dönemin çocuk dergileri bakımından çok zengin olduğu söylenebileceğini belirtmekte, adı ge­çen dergilerin büyük bir çoğunluğunun sürekli çıkmadığını, aksine çok az bir zaman yaşayabildiğini vurgulamaktadır.

Nüfusunun çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen, okuma alışkanlığının ne­redeyse hiç gelişmemiş olan yeni Türkiye'de okuma seferberliği ve ilköğrenimin zorunlu hale getirilişi okuyucu kaynaklarının oluşmasına büyük ölçüde yardım etmiştir. Dergilerde içerik açısından yapılan incelemelerde bunların öykü, roman, yazı dizileri, özellikle çeviri olanların, çocuklara günlük yaşamla­rında karşılaştıkları sorunları anlayabilecek bir bilince sahip olmaları için gerek­li olan bilgileri verme çabasından çok uzak olduklarını göstermektedir.

Genelde yapılan ise yaşama ilişkin zorlukların gözlerden kaçırılması, çocukların önlerine temelsiz, tatlı yaşamlar, basit nedenler sürerek onların avutulmasıdır. Böylece çocukların çok kısa zamanda büyüklerine benzetilmesi gerçekleştirilmiş olmak­tadır. Ayrıca dönemin dergilerinde açıkça zararlı iletiler taşıyan öykülerden ve resimli romanlardan kaçınılmış, şiddet ise hemen hiç görülmemekte, ancak va­tan, ulus, şeref söz konusu olduğunda ve daha çok dış düşmanla savaş gündeme getirilmekte. Böylece dergi, çocuğa ailesinin ve okulunun benimsetmeyi amaç­ladığı tüm inanç, değer, dünya görüşü, tutum ve davranış biçimlerini benimse­yen ve benimsetmeyi amaçlayan bir araç olarak ortaya çıkmakta ve bu sayede yaşamını sürdürebilmektedir.

Günümüz koşulları değerlendirildiğinde de eski dönemlerdeki yapının pek fazla değişmediği görülebilir. Bu açılardan bakıldığında, Aldoğan'ın sapta­ması çocuk dergileri ve yayıncılığı açısından da çok doğru görünmektedir: "Bu­günkü gazetelerin gerçek işlevi kurumlaştırdığımız gibi haber vermek, kamuoyu oluşturmak, toplum içinde haberleşmeyi sağlamak, eğlendirmek, oyalamak vb. değildir. Basın artık bir konserve fabrikası, bir dışalım, dışsatım şirketi, bir tu­ristik otel gibi önemli bir yatırım alanıdır ve karlılık ilklerine dayanarak çeliş­mektedir."

Aldoğan'a göre, iletişim kanallarındaki bütün birimler yavaş yavaş karlı­lık prensibini ön plana çıkarmaya başlamışlardır. Artık bir filmin konusu, karak­terleri, toplumsal iletileri, film içindeki diyaloglar, hatta oyuncuların güçlü oyun sergileyip sergilememeleri bile önemini yitirmiştir. Bunların yerine o filmin ne kadar gelir getireceği, renkli basında ne kadar yer alacağı, ne kadar reklam ya­pabileceği ve sonuçta kaç sinemada kaç hafta oynayıp ne kadar gelir getireceği ön plana çıkar olmuştur.

Dergi ve Reklam ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, Özakgün dergilerdeki çocuklara ve yetişkinlere yönelik reklamların başlangıçta hızla geliştiği ve çoğaldığı, sonra yavaş yavaş durulduğu ve değişmezlik kazandığını vurgulamakta/40 "Dergilerdeki ilk reklam, arka kapak içi tam sayfa İş Bankası reklamı. Bir diğer ilginç olanı da yalvaran bakışlı bir kız çocuğu fotoğrafının altında "Baba bana Cemil kremasının sütlü, fındıklı, şamfıstıklılarından ula­mısın?" sözlerinin yer aldığı bir reklam olarak karşımıza çıkmakta. Diğer reklamlar, Balıkesir'de Bizim Kitapçı, Zonguldak Mektepliler Pazarı, Lüx Bisküvileri, Foto İpek, Balıkesir Akın Kitapevi, Elit Çikolata Karamela, Foto Tan, Radyolin diş macunu reklamları. İlginç olanlar arasında bir doktor ilanı var.

Dr. Hafız Cemal, bir süre sonra ilana "Lokman Hekim " ismini de eklemiş Hafız Cemal'iıı bir özelliği de haftanın belli bir gününde belirli saatleri "gerçek fakirlere" ayırması. Reklamlar yardımı ile Hasan Deposunun büyümesini gün gün izleme olanağı var. Önce Dantos Diş Macunları reklamıyla başlayan reklamlar dizisine, Hasan Diş Fırçaları katılıyor, sonra Hasan Fıstık özü Yağları, Hasan Gazos Özü, en sonunda da Hasan Kuvvet Şurubu."

Geçmişin en çok satan kitap ve dergilerine bakıldığında bunların büyük kısmında dış kaynaklı çeviri metinlerin çokluğu hemen göze çarpmaktadır. Çocuk ve gençlere yönelik kitaplarda Türk yazarlarının yapıtları olan öyküler, romanlar, şiirler vardır. Ayrıca aynı yerlerde satılan kitapların bir kısmı yabancı dillerden Türkçe'ye çevrilmişlerdir. Milliyet Çocuk Kitapları, Ayşegül Serisi, Cin Ali dizisi, Başkan Koza ve Kurtuluş Yayınlan örnek olarak verilebilir. Der­giler söz konusu olduğunda bir kısmının okul çağındaki çocuklar için hazırlan­mış, eğitici dergiler olması önemlidir. Örneğin Ünite Bilgisi gibi. Diğer bir bölü­mü ise, içinde çeşitli oyunlar, bilmeceler, anılar, kısa öyküler, çizgi ve resimli romanların bulunduğu, çocuklara hem bilgi veren hem de eğlendiren dergilerdir.

Bunlara örnek olarak Milliyet Çocuk Dergisi, Akbank'ın Başarı ve İş Bankasının Kumbara dergileri verilebilir. Bu ikinci tür eğlence dergilerinde özellikle resimli ve çizgi romanlar çoğu kez dış kaynaklıdır. Türkçe'ye çevrilmiştir, renkli baskılı­dır. Üçüncü tür çocuk dergileri arasında çocuğun tümden merak-heyecan duygu­larını kamçılayan, resimleriyle çocukları hayal, masal fantezi evrenine götüren, üstün insan, kahraman, maceracı insanların öykülerini kullanan dergiler yer almaktadır. Bunlara örnek olarak Venüs, Red Kit, Tom Miks, Kızılmaske, Vol­kan, Teksas, Teks, Mister No, Tarkan, Kara Murat, Gordon, Savaş sayabiliriz. Renkli baskılı, bol resimli, az yazılı bu tür dergiler 7–18 yaşın ilgisini çekmekle birlikte, gençliğe yönelik dergilere Milliyet'in Hey'i örnek olarak verilebilir.

Okuma-yazma gibi bir beceri isteyen kitap, dergi, gazetelere yönünden çocuklara ve gençlere yönelik yayımlar büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Son zamanlarda çocuklar ve gençler için hazırlanmış dergiler ve gazeteler de bu­lunmakla birlikte kitaplar ön sırayı tutmaktadır. Türkiye'de çıkan çocuk dergile­rine baktığımızda çoğunun çeviri ve yabancı kahramanlarla dolu olduğunu gör­mekteyiz. Bulmaca dergileri ile bilgisayar dergilerinin pek çoğu da genellikle çocuklar tarafından alman dergilerdir. Çizgi-çocuk dergilerin dışında, dergilerde çocuklar ya bir reklam unsuru olarak ya da ünlü yetişkinlerin gölgelerindeki bakılmak zorunda kalınan, küçükler olarak söz konusu edilmektedir.

1936'da "Life" dergisi yayın yaşamına başlarken amacını şöyle belirle­mekteydi: Yaşamı görmek, dünyayı görmek, büyük olayların tanığı olmak, yok­sulların yüzlerini, varsılların davranışlarını gözlemek, garip şeyler görmek, makineler, ordular, kalabalıklar, ormanda ve ayda gölgeler, insanın çalışmasını görmek, tablolarını, kulelerini ve keşiflerini, kilometrelerce uzakta olanları, duvarların ve odaların arkasında, içinde saklı olanları, görülmesi tehlikeli olan­ları, erkeklerin sevdikleri kadınları ve bütün çocuklularını görmek, görmek ve görmekten zevk almak, görmek ve şaşırmak, görmek ve öğrenmek." Bir der­ginin bütün bunları yapabildiğini ve okuyucularının çocuk olduğunu düşünecek olursak, bu şekilde yetişen çocukların, önlerine çıkacak bütün sorunları çözebi­lecek denli kendilerinden emin ve mutlu olmaları gerekir.

Yetişkinlerin dergi okuma alışkanlığının çocukları oldukça fazla etkiledi­ğini yinelemeye gerek yok. Kendi çocukluğu sırasında dergi okuyan ve bundan zevk alan yetişkinlerin çocuklarına çocuk dergilerinin alınmasını teşvik etmesi de olağandır. Bunun yanı sıra, günümüzde yetişkin dergileri okuma alışkanlık olanların çocuklarının da çocuk dergisi okuma alışkanlığı geliştirmeleri de olağan görülebilir.

Geçmişteki dergilerle günümüz dergilerini karşılaştırdığımızda oldukça farklı boyutlar dikkatimizi çekmektedir. Günümüzde dergiler, diğer iletişim metinlerinin birer parçası durumuna gelmişlerdir. Dergi, reklam, sinema tele vizyon çizgi filmi, fast food restoranları birbirlerine geçmiş bir biçimde çocuğun karşısına çıkmaktadırlar. Yazılı basın söz konusu olduğunda, gazete ikinci plana düşmüş durumdadır. Günümüzde yalnızca çocuklar için çıkan bir gazete yoktur. Zaman zaman yetişkin gazetelerine ek olarak çıkan çocuk gazetelerin­den söz edilebilmekteyse de bunlar ya haftanın belirli günleri ile ya da sav fa sayıları ile sınırlıdırlar. Gazetelerin yanlarında zaman zaman çocukları memnun edecek ekler, oyuncaklar ve hediyeler verdikleri de görülebilmektedir.

Yine de tüm bu çabalar çocuk okuyucu kitlesini yeterince güdelemekten uzaktır. Günü­müzde çocuklar için çıkan pek çok dergi de bulunmaktadır. Aslında çocuklar için böyle bir yatırımın oldukça masraflı olması bu tür dergilerin girdiği e\ sa­yısının düşmesine neden olmaktadır. Dergi kâğıdı daha pahalı, daha kaygan ve renkli olduğu için daha bir özenilmiş izlenimini vermekte, okuyucuyu daha memnun edecek, onun tam istediği aradığı şeyleri verebilecek imajını doğur­makta ve canlı tutmaya çalışmaktadır. Bütün bunlara ek olarak yanında çocukla­rın hoşuna gidecek bir tür oyuncak ya da CD vermeyi de ihmal etmeyen bu tür yayınların 1980'lerin sonuna doğru ülkemizdeki medya kuruluşlarının yabancı kuruluşlarla ortaklıklara girmesi ve Star gibi bazı Özel televizyon kanallarının açılması ve radyo FM kanallarındaki patlama ile birlikte ortaya çıktığını gözardı etmemek gerek. Bu alanda görülen ortaklıkların bir benzerinin yazılı basın­da yaşanarak yabancı dergilerin Türkiye 'de çıkarılmaya başlanması, kitle ileti­şim sektörüne de büyük bir canlılık getirmiştir.

Günümüz dergilerinin nüfusun yansını oluşturan çocukların sayıcı ile orantılandığında tirajları oldukça düşük olmasına karşın, çeşitliliği dikkati çek­mektedir. Genellikle çocukların tutkun oldukları çizgi film karakterlerinin sun­duğu öyküler, bilmeceler ve boyama, çıkartma bölümleri ile süslü dergiler, za­man zaman bu karakterlerin oyuncaklarını ya da çıkartmalarını da ek olarak vermekle daha cazip duruma gelmektedirler. 1990'dan sonra çıkmakta olan çocuk dergilerine bakıldığında, çoğunlukla şu dergiler karşımıza çıkmaktadır: "Donald Amca", "Disney Dünyası", "Ufaklık", "Barbi", "Milliyet Kardeş". "Şirinler", "Yogo", "Garfield", "Tom ve Jerry", "Power Rangers", "Süperman", "Batman". 2000'li yıllar ile çocuklara yönelik yayınlarında atak yapan TÜBİTAK ise "Bilim Çocuk" dergisi ve çocuklara yönelik çok sayıda kitap ile sunduğu indirimli fiyatlar yardımı ile pek çok çocuğa bu yayınlara ulaşabilme olanağı yaratmıştır.

Dergilerin çocuklar üzerinde çok etkili olmaları hem olumlu hem de olumsuz bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitici ve eğlendirici olma özel­liği taşıyan dergiler, belli bir yaş grubu hedeflememektedirler. Genelde bir dergi içinde hemen her yaşa yönelik değişik etkinlikler bulunabilmesine karşın, belli bir yaş grubuna yönelik olduğu düşünülen dergilerdeki bilgilerin ve eylemlerin de bu çocuklara ne derece uygun görülebilecekleri ayrı bir tartışma konusudur. Geçmişte Tommiks, Texas gibi dergilerin çocukların okuma alışkanlıklarını kötü yönde etkilediği, resimlerle birlikte verilmeye çalışılan metinlerin genellik­le bozuk bir dille verildiği ve çocuklukla ünlemlerden oluştu öne sürülmüştür. Bugün ise dil kullanımının ötesindeki unsurlar da olumsuzlanmaktadır. Çocuk­lara yönelik resimli dergilerde büyük ölçüde saldırgan davranış örnekleri sunul­duğunu ileri süren Furs, bu nitelikteki 92 dergide 500 saldırı, 186 şiddet eylemi ve 14 adam öldürme eylemi saptamıştır. Lekman, her sayfada bir şiddet eylemi olduğunu varsaydığımızda her çocuğun 10 yıl içinde en az 18.000 kavga, cinsel saldırı, işkence, vb sahneler gördüğünü ileri sürmektedir.

Dergilerin hemen tümünün yabancı kaynaklarla eşzamanlı yayınlanan, sponsor'luğunu çocuklara yönelik gıda firmalarının reklamları ile karşılayan, güncel iletişim metinlerinden örnekler veren çizgi roman, öykü ve bulmacalara yer veren yayınlar olduğu söylenebilir. Dergilerin boyutlarının çocuklar söz konusu olduğunda epeyce farklı olduğu dikkati çekmektedir. Daha büyük yaş gruplarına yönelik, içinde bilim ile ilgili ilginç bilgilerin de yer aldığı dergilerin daha küçük boyutlarda ve daha çok sayfalı olduğu, küçük yaş gruplarına yönelik dergilerin boyutlarının ise daha geniş ancak sayfa sayısının az olduğu dikkati çekmektedir.

Bunun yanı sıra, dergilerin hepsi, son derece cazip kaygan kapak­lar, renkli baskılar ve poşetler içinde satıldığından, çocukların özellikle ilgisini çekmektedir. Dergilerle birlikte verilen oyuncaklar zaman zaman dergiden daha çok çocukların ilgisini çekebilmekte, bir kere oyuncağına kavuşan çocuk, dergi­yi bir tarafa bırakabilmektedir. Dergilerin kiminin her hafta, kiminin ise iki haftada bir ya da ayda bir çıkması ise, çocukların, gazete bayilerinin önünden her geçişlerinde yeni bir dergi sayısı çıkıp çıkmadığını görebilmek için raflara göz atmalarına neden olmaktadır.

Dergilerin sürekli olarak sinema reklamı ile birlikte sunulması, sinema ve yar ürünlerinin tüketimini körüklemesi, sinema­daki özellikle çizgi karakterlerin imgelerinin canlı tutulmasına, bunların çocu­ğun yaşamında sinema izleme süresi dışında da yer almasına ve yaşamın nere­deyse vazgeçilmez parçalan biçimine dönüşmesine oldukça fazla etkisi bulun­maktadır. Dergilerin kes yapıştır bölümleri, çeşitli çıkartmalar ya da hediyeler ile birlikte verdiği bu imgeler, çocuklara tıpkı bir etiket gibi yapışmakta onlar dan kopması, uzun yıllar almakta, hatta zaman hiç kopamamaktadırlar. Günümüzde, geçmişin yeniden yayınlanan çizgi dergilerini, artık alım gücü yükselmiş, çocukluk günlerini özlemle anan yetişkinler büyük bir sevgi ve ilgi ile takip etmektedirler. Bu dergilerin eskiden olduğu gibi tek tek değil, ciltler halinde satıldığını da belirtmek gerek.

Kaynak: Nilüfer Pembecioğlu İletişim Ve Çocuk

makale spotlar 5 spotlar govdealt 1 spotlar govdealt 2 spotlar govdealt 3 spotlar govdealt 4
makale spotlar 6