spotlar 1 spotlar 2 spotlar 3

Duyurular

Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN

ava şirin özgünÖzel Nirvana Psikiyatri Polikliniğinde Görev Yapan Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN'ün Resmi Web Sitesi Yayına Başlamıştır.

www.avasirinozgun.com

DEPRESİFLER ALZHEIMERE YATKIN OLUYOR

depresif hastalar alzaymıra daha yakın oluyorMelankolik ve depresif hastaların,daha sık demans hastalıklarına yakalandığı tespit edildi.Uzun süre depresyondan yakınan ve psikolojik sorunlarla baş etmek zorunda kalan insanlar,psikolojik olarak stabil olanlara göre iki kat daha fazla Alzheimer’e yakalanıyorlar.

Yazının Devamı

NEOFOBİ (YENİLİK KORKUSU) ÖMRÜ KISALTIYOR

neofobi nirvana psikiyatriYeni bir şeye karşı duyulan belirgin korkular,yaşamı kısaltıyor.Neofobi insanlarda bir buçuk yaşlarından itibaren başlayabiliyor.Alışılmışın dışında olan bir tek olayla bile ,bu bozukluk ortaya çıkabiliyor.

Yazının Devamı

ANOREKSİYA ANFİZEME SEBEP OLABİLİYOR

anoreksiya nirvana psikiyatri polikliniğiŞikago'da yapılan Radiological Society of North America'nın (RSNA) yıllık toplantısında,anoreksiya nervosa'daki beslenme yetersizliğinin akciğer anfizemine neden olabileceği iddaa edildi.

Yazının Devamı

MİGRENE DE PSİKOTERAPİ

migren nirvana psikiyatriPsikoterapinin alt etme stratejileri ile kronik başağrılarına karşı da savaş verebiliyor.Düsseldorf’da yapılan bir sempozyumda,Heidelberg Üniversitesi’nden uzman psikolog Gideon Franck hastanın kendi bedeniyle ilişkisini değiştirmesi ana prensibine dayanan bu yöntemi,ilk kez baş ağrısı nedeniyle davranış bozuklukları gösteren çocukların tedavisinde denediğini açıkladı.

Yazının Devamı

DEPRESYONDAYSANIZ,YÜRÜYÜŞ YAPIN

depresyon nirvana psikiyatri polikliniğiDüzenli spor depresiflere iyi gelir;bu konuda uzmanların hepsi hemfikir.Bu sporların içinde en etkili olanı ise yürüyüş.Prof.Dr.Ulrich Bartmann,Würzburg Yüksek okulu'nun sağlık dergisinde yazdığı bir makalede,yürümenin jimnastik,voleybol vb tüm sporlardan daha yararlı olduğunu belirtti.

Yazının Devamı

Islak Yatak Hastalık Belirtisi Olabilir

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) tarafından yapılan araştırma, her 8 çocuktan 1 inin gece altını ıslattığın ı ortaya koydu. Şeker hastalığı ve kronik böbrek yetmezliğinin ilk belirtisinin "gece altına ıslatma" olduğu belirtildi.

Yazının Devamı

Ergenlikteki Aşırı Stres Öğrenmeyi Etkiliyor

Ergenlikte maruz kalınan aşırı stresin, beynin hafıza ve öğrenme ile ilgili bölümünde önemli ölçüde değişikliklere yol açabileceği bildirildi.

Yazının Devamı

Stres, Doğacak Bebeğin Zekasını Etkiliyor

Doğacak Bebeğin ZekasıLondra’daki Imperial College uzmanlarınca yapılan ve sonuçları Clinical Endocrinology dergisinde yayımlanan araştırma, ham ilenin yaşadığı stresin, gebeliğin 17. haftasından itibaren bebeği olumsuz etkilediğini gösterdi.

Yazının Devamı

Tv Seyretmeye Sınır Gelmeli

Tv Seyretmeye Sınır GelmeliTelevizyon insanın psikolojisini bozuyor Hacettepe Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor.

Yazının Devamı

Stres İyileşmeyi Yavaşlatıyor

ABD’nin Chicago kentinde bulunan İllinois Üniversitesi’ndeki (UIC) araştırmacılar, hayvanlar üzerinde yaptıkları testlerde, hayvanlar stres altındayken yaralarının iyileşmesinin yavaşladığını, ancak ekstra oksijen alımının bu yavaşlamayı tersine döndürdüğü sonucuna ulaştılar.

Yazının Devamı

Strese Bağlı Hastalıklar Artıyor

Avrupa Parlamentosu’na sunulan bir araştırmada, modern hayatın kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığı uyansı yapıldı.

Yazının Devamı

Suça Karışan Çocuk Akranından Etkileniyor

Suça karışan çocuklar üzerinde akranlarının etkisinin büyük olduğu ortaya çıktı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Çocuk İhmali ve İstismarı Araştırma Biriminde görevli çocuk gelişim uzmanı Gülümser Gültekin Akduman’ın yaptığı araştırma, suça karışan çocuklarla ilgili çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Yazının Devamı

Uykusuzluk çekenlere müzik

Artık koyun saymak gereksiz.Çünkü güzel bir uykunun sırrı, uyumadan önce 45 dakika kadar rahatlatıcı müzik dinlemek. Journ al of Advanced Nursing adlı sağlık dergisinin haberine göre

Yazının Devamı

Dikkat: Aile içi gerginlik çocuğun iştahını etkiler

Aile içindeki gerginlikler çocuğun iştahını olumsuz yönde etkiliyor. Ailedeki iletişim bozuklukları ve huzursuzlukların çocuğun ruhsal yaşamını doğrudan etkilediğini

Yazının Devamı

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş 40’lar

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44. ABD’deki Warwick Üniversitesi ile

Yazının Devamı

Uyku, ruh sağlığının aynası

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularımız düzenliyse genellikle ruh sağlığımız da yerinde demektir.

Yazının Devamı

Strese bağlı hastalıklar artıyor

Günlük yaşamın stresi yüksek tansiyona yol açıyor. Dünyada her yıl 17 milyon kişi kalp ve damar hastalıklarından ölüyor. Türkiye, yüksek tansiyon sorununun en hızlı arttığı ülkeler arasında...

Yazının Devamı

Beyindeki bozuk elektrik dalgaları depresyona, neden oluyor

Beynin işleyişini düzenleyin elektrik dalgalarındaki bozukluğun depresyona yol açabileceği ortaya çıktı. ABD’nin Stanford Üniversitesi’nden bilim adamlarının, fareler üzerinde yeni bir görüntüleme yöntemini

Yazının Devamı

Modern yaşam stres yapıyor

İngiltere’de yapılan iki araştırma daha, modern yaşamın büyük strese yol açtığı ve bir eyleri uykusuz bıraktığı görüşünü destekledi. Bir sigorta şirketi tarafından yapılan, 1001 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları,

Yazının Devamı

Elektronik posta strese sokuyor

İskoçya’da yapılan bir araştırmaya göre; işyerinde elektronik postaların çok sık kontrol edilmesi, çalış anların sinirlerini bozuyor.

Yazının Devamı

Aşırı Şişmanlık Psikolojiye Zarar

Bir ulusal sağlık araştırmasındaki 40 bin ABD’linin verilerinin değerlendirildiği çalışmada, obez erişkinlerin normal ağırlıktaki erişkinlere göre depresyon,

Yazının Devamı

Yatmadan Önce Ekran Karşına Geçmeyin

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor.

Yazının Devamı

Tek Seansta Sigaraya Son...!

Tek Seansta Sigaraya Son...!
Uzman Psikiyatrist ve Psikologlar Denetiminde Nirvana Sigara Bırakma Paketi Terapilerine Başlamıştır..

www.sigarabirakmaantalya.com

Ekonomik Kriz Ruh Sağlığını Tehdit Ediyor

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Uzman Dr. Halis Ulaş, ekonomik krizin, hem işverenlerde hem çalışanlarda hem de işsizlerde ruhsal problemlere yol açabileceğini söyledi.

Yazının Devamı

Şizofreninin Anahtarı Okulda

Dünyada her 100 kişiden birinin yakalanma ihtimali olan şizofreninin ilk fark edildiği yer okul. Çocuklarının öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kuran aileler, çocuğun hastalığa yakalandığını çok çabuk anlayabiliyor.

Yazının Devamı

İntiharlar Önlenebilir

10 Eylül Dünya İntihar Önleme Günü dolayısıyla açıklama yapan Ankara Üniversitesi (AÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli Duyan, ''intiharın, pek çok ülkede ve özellikle genç nüfus arasında tırmanma eğiliminde olduğunu'' belirterek, bunun günümüzde global bir sorun olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Yazının Devamı

Cinselliği Tabu Olmaktan Çıkarmak İçin

Konya'da, Ulusal Gençlik Parlamentosu çatısı altında bir araya gelen üniversiteli gençler, ''Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı'' konulu kampanya başlattı. Kampanyayı çoğunluğunu Selçuk Üniversite Kamu Yönetimi Bölümü öğrencilerin oluşturduğu ''Yerel Gündem 21'' topluluğu başlattı.

Yazının Devamı

Otistik Çocuklar Sesleri Daha Geç Algılıyor

Otistik çocukların, sesleri normal çocuklardan daha geç algıladığı belirtildi. Söz konusu gecikmenin otizm hastalarını teşhis etmek için bir işaret olduğu düşünülüyor...


Yazının Devamı

Antidepresan Kullanımı 4 Yılda Yüzde 85 Arttı

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının sürekli arttığını belirterek,

Yazının Devamı

Evlilik Öncesi Danışanlar Arttı

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Dr. Cem Keçe, evlilik öncesi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin, Türkiye'de yeterince bilinmeyen ve anlaşılamayan bir kavram olduğunu söyledi.

Yazının Devamı

Biz Uyurken Sinir Hücrelerimiz de Uyuyor

ABD’nin Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden bilim insanları, alışılandan daha az uyunan bir gecenin ertesi gününde dikkat ve konsantrasyon azalıp öfke artarken beyinde neler olup bittiğini araştırdı.

Yazının Devamı

Hem Kaygı Yaratıyor Hem de Kaygıyı Yok Ediyor

Standford Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, beyindeki bir bölgenin hem kaygıya neden olduğunu hem de kaygıyı yok edebildiğini ortaya çıkardı.

Yazının Devamı

Otizm Erkeklerde Neden Daha Fazla?

İki binden fazla otizm hastasının gen haritasını inceleyen ve sonuçlan otizm hastası olmayan kişilerinkiyle karşılaştıran Kanadalı bilim adamları, otizm hastası erkek çocuklarının yüzde 1 inde bu genin mutasyona uğradığını gördü.

Yazının Devamı

Bilgisayar Bağımlılığıyla İle İlgili Ailelere Öneriler

1- Bilgisayar evde en çok kullanılan ve herkesin döneminden sonra böyle gruplara katılıyor değildir. görebileceği bir merkezde tutulmalıdır, Böylece çocuğunuzun hangi sitelere girdiğini rahatlıkla kontrol edebilirsiniz.

2-Bilgisayar kullanımı konusunda evde kurallar oluşturunuz.Ders haricinde,hafta içi bilgisayar kullanımına (özel durumlar hariç) izin vermeyiniz.Hafta sonu kullanımına da saat kısıtlamaları getiriniz.

3-Çocuğunuzun oynadığı oyunları mutlaka kontrol ediniz.İçeriğinde şiddet,vahşet ve pornografi olan oyunlara asla izin vermeyiniz.

4-Çocuğunuzun bilgisayar ve internet kullanımı konusunda sizin otoritenizi kabul etmesini mutlaka sağlayınız.

5-Çocuğunuzun “sohbet gruplarına” katılmasına izin vermeyiniz.Ergenlik döneminden sonra böyle gruplara katılıyor ise kiminle görüştüğünü ve neler paylaştığını mutlaka kontrol ediniz.

6-Çocuğunuzu bilgisayar ve internet kullanımından doğacak tehlikeler konusunda uyarınız ve takipçisi olduğunuzu bildiriniz.Çocuğunuzun mahrem ve kişisel bilgilerin paylaşılmaması,resim ve görüntü iletmemesi internet üzerinden kişilerle kavga ve tartışmaya katılmaması konusunda uyarınız.

7-Çocuğunuzun güvenmediğiniz ve kontrol edemediğiniz ortamlarda(internet cafe vb.)bulunmasına izin vermeyiniz.

8-Öncelikle internet ve bilgisayar kullanımı konusunda ona iyi örnek olmalısınız. Saatlerce bilgisayarın başından kalkmayan anne babalar, çocuklarına aynı konuda nasıl sınır koyacaklar?Bunu tahmin etmek zor değildir.

9-Çocuğunuzun uygun olmayan sitelere girmesini engellemek için site filtrelerini kullanınız.

10-Kontrolün sizden çıktığını, çocuğunuzun bilgisayar ve internet bağımlısı olduğunu düşündüğünüzde acilen profesyonel yardım alınız.

11-Yukarıda söz ettiğimiz bazı psikopatolojilerde bilgisayar bağımlısı olma riski daha yüksektir.Böyle bir çocuğa sahip olan ebeveynin daha dikkatli olması gerekir.Ayrıca temelde yatan psikopatoloji tedavi edilmeyen bilgisayar bağımlılığı sorunu çözülemez.Örneğin depresif ya da dürtü kontrol sorunu olan bir çocuğun öncelikle bu sorunu çözmek gerekir ki bilgisayar bağımlılığından kurtulabilsin.

Dr. Ava Özgün

CETAD derneğinin vermiş olduğu eğitim programını tamamlayarak Cinsel Terapi Uzmanlığı ünvanını almaya hak kazandı.

Yazının Devamı

Cinsel Terapist

Cinsel Terapist- Antalya ile ilgili www.antalyacinselterapist.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sınav Kaygısı

Sınav Kaygısı - Antalya ile ilgili www.sinavkaygisiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Aile Terapisi

Aile Terapisi - Antalya ile ilgili www.antalyaaileterapisi.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi - Antalya ile ilgili www.sosyalfobiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Çocuk Psikoloğu

Çocuk Psikoloğu - Antalya ile ilgili www.antalyacocukpsikologu.com web sayfamız yayına başlamıştır.

İnsanın Eşyalaşma Süreci

Alışveriş gerçek bir hastalık mı? Uzmanların çizdiği tabloya bakılırsa, alışveriş dizginlenemiyorsa, hastalık hali kesin! Hastalığın yan etkileri ise daha kötü. İnsanı insan yapan bütün değerlerden sıyırıyor ve bir “şey” haline getiriyor. Çağımızın tehlikeli hastalıklarından biri olarak anılan bu sendromu taşıyan insanın tedavisi için bazı özel hastanelerde uzmanlar bile isdihdam edilmiş! Alışverişte elde ettiği eşyayla mutluluk ya da güç arayan kişi, yeni “şey”in sağladığı sahip olma dürtüsüyle geçici bir mutluluk kazanabiliyor. Ardından kendin i eskisinden daha derin bir depresyon içinde bulabiliyor. Aslında içinde “yaşamadığı” bir hayatın parçası haline gelebilmek için bir çırpınış bu. Kumru ile Kumru isimli romanında bu konuyu ele alan Yazar Tahsin Yücel’le insanın eşyalaşma sürecini konuştuk.

Bir davranış, normal sınırları aşarsa, ondan hastalık” ya da “sendrom’ olarak söz edebiliyoruz. Çevremize baktığımızda bazı sendromların somut örneklerini görmemiz mümkün. Birçok insan ekonomik gücünü aşarak sürekli” alıyor”. Bu noktada klinik bir müdahale gerektiriyor olmalı ki bazı özel hastaneler ‘kronik shopping’ adıyla tanımladıkları bu hastalığın tedavisine koy uluyorlar. Sınırları tam konulmamakla birlikte ‘Herhangi bir gereksinim olmadığı halde, gelirini aşan düzeyde alışverişte bulunmak’ şeklinde bir de tanımı söz konusu. Hatta İngiltere’de Stanford Üniversitesi’nde bu çerçevede yapılmış bir araştırma da var. Tüketimi artıran faktörlerin başında suçlu olarak reklamlar, vitrinler ve marketler gösteriliyor. Burada kast edilen, masum vitrinler değil. Bazı mağazalar, uzmanlar eşliğinde rafları, vitrinleri dizayn ediyorlar. Bu “tuzak düzenleme” sonucunda ihtiyacınız olmayan onlarca eşyayı alıp eve götürebiliyorsunuz? Ama bizim yazımızın konusu, bir takım dış etkenlerin kışkırtılmasıyla değil, bizzat dizginlenemeyen bir içsel dürtüyle mağazalara, vitrinlere koşan insanların ruh hali..

Eşya fetişizmi gibi
Alışveriş eden insanların pek çoğunun mutsuz olduğu kesin. Artı stres ve kaygı da yaşıyorsa, hiçbir mantığa dayanmayan alışverişler yapabiliyorlar bu insanlar. ‘Eşya fetişizmi” denebilecek kadar çılgınca alıyorlar. Bir eşyaya (giysi veya herhangi bir ev eşyası da olabiliyor) sahip olma hırs ı ile yanıp kavruluyorlar. En temel yanılgıları da mutlak mutluluğun o eşyaya sahip olduktan sonra elde edilmesi fikri.

Bu hastalar alışveriş ettikleri ürünler sayesinde “güç” ve “onay” peşindeler. Kimi haset için, kimi de sevgi için yapıyor. Haset adın a hareket edenler “Şu çizmeleri giyip caddede yürüdüğümde, bizim sokak hasedinden çatlayacak” düşüncesi içindeler. Kıskançlık ve haset duygusunu açığa çıkarmak için reklam yazarları da ellerinden geleni yapıyorlar! Şampuan ya da ayakkabı ya da bir pırlanta yüzük... Hepsini satın alın ve diğer hemcinsleriniz çatlasın’ imajı, son yıllarda birçok reklama hâkim oldu. Peki, eşya tutkunlarının cinsiyeti ağırlıklı olarak nedir, diye merak ederseniz, ilk bakışta kadınlarmış görünse de, bir erkeğin de aynı tutkuyla farklı alışveriş mekânlarında dolaşmayacağını kimse garanti edemez. Bir kadın bir şampuan ya da bir güzellik ürünüyle kendinden geçebiliyorsa, bir erkek de son model bir arabanın bulunduğu galerinin önünde ağzı açık uzun zaman kalabilir. Kendini değersiz hissedip, bunu yükseltmek amacıyla alışveriş edenlerin, eşyayı satın aldıktan sonra düştükleri durum daha da kötü. Mala sahip olur olmaz kısa bir tatminin ardından, daha şiddetli bir değ ersizlik ve yetersizlik duygusuyla karşı karşıya kalıyorlar. Bunun için hemen bir başka mağazada, daha önce “takıntı” haline getirdikleri başka bir eşyaya doğru bil inçsizce yöneliyorlar.

Ben aldım, sen aldın, o aldı

Tam da bizim bu yazımıza denk düşen bir roman var: Kumru ile Kumru. Yazar Tahsin Yücel eşyalarla olan tutkulu bir ilişkiyi” ele almış romanında. Bir kitapta verilmek istenen mesajı herkes farklı algılayabilir. Benim algım şu yöndeydi: Sahip olduklarımız en sonunda bedenimizi ve ruhumuzu işgal ediyor ve asıl olarak onlar bize sahip oluyor! Bir yerde gerçekten de öyle. Bize sahip, bize egemen oluyor eşyalar... Eşyalar gittikçe evlere yerleşiyor. Tıkış tıkış bir halde olan bu evlerde, insanlara oturacak bir koltuktan başka yer bırakılmamış aslında. Eşyalarla adeta tutkulu bir ilişki yaşayan tüketiciler, aldıkça alıyorlar. Gardroplar gittikçe büyüyor. Eskiden iki kapılı dolaplar işi görürdü. Şimdi odanın koca bir duvarını boydan boya kaplayan gardroplar bile yetmiyor. Yığdıkça yığıyorlar, değiştirdikçe, değiştiriyorlar. Çocukların çoğu da “al al” denilerek büyüyor.. Yolda yürürken insanların konuşmalarına kulak kabarttığınızda hap kelimeler duyuyoruz: Şunu aldım, bunu alacağım, öteki aldığımın taksidi bugün, sen bunu yeni mi aldın, mağaza- da gördüğüm o bluzu aldım, kampanyadan ayakkabı aldın mı? Yaşam, alma üzerin e kuruldu neredeyse.”

Psk. Arzu Elemek
Alışveriş toplumun bir yaptırımıdır

Tüketim konusunda toplumdaki aşırı yönelimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk toplumunu birinci derecede etkileyen ülkenin rejimidir, bir takım aksaklıkları içinde barındırsa da günümüzde kapitalizm rejimi gündemde. Hem mal çeşitliliği bulunuyor hem de var olan malların korsanları bulunduğu için bu çeşitlilik daha da artıyor doğal olarak. Ben birçok insanın bu kadar çeşit karşısında seçici davranmayıp hemen her şeyi satın alma davranışına yöneldiklerini düşünüyorum. Alışveriş, bugün toplumun bize bir çeşit yaptırımı gibidir.

Var olan ruhsal bozukluğu tetikleyebilir mi?
Evet, insanları bir müddet sonra doyumsuz yapabilir. Ayrıca tüketimde bir de kadın erkek ayrımı var. Kadınlar için daha fazla çeşit ürünün üretildiğini görüyoruz. Kadınlar, daha fazla çeşide maruz kaldıkları için daha fazla tüketici oluyorlar.

Bir buzdolabına tutku

Kumru ile Kumru adlı romanda kadın, evindeki buzdolabı için çıldırıyor adeta. Yiyecek dolu, ışıltılı bir mekân olarak, ona çok özel muamele ediyor. Kumru adlı kadının eşyaya bağlılığı inanılmaz boyutlarda. Tutkuyla bağlandığı eşyalar, bir süre sonra onun hayatını eşyalaştırıyor. Eşyanın “imparator” olduğu romanda, ironik bir üslup var. İnsan eşyanın kölesi olarak çaresizdir. Hatta onun boyunduruğu altına girmiştir.. Bu “şeyleşme’ sürecini yazar ustalıkla kal eme almış. Eşyalaşma ve kişiliksizleşme ruh hali, Kumru’nun üzerine oturmuş. Hırçın, depresif, insanlarla iletişim kurmakta zorlanan bir insana dönüşen genç kadın, artık herkesi sahip olduğu eşyalarla değerlendirmeye başlamıştır. İ.Ü. Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde profesör olan Tahsin Yücel, şimdiye kadar birçok çeviriye ve romana imza attı. Çok sayıda ödüle sahip oldu. Yücel’le “Kumru ile Kumru” romanından yola çıkarak, insanın eşyalaşma sürecini konu alan bir sohbet gerçekleştirdik.

İnsanın eşya ile ilişkisini çok güzel betimleyen bir kitabınız var. Kumru ile Kumru.. Bir buzdolabına bir kadının tutkuyla bağlılığı anlatılıyor. Bu fikir nereden çıktı.
Eşya tutkusu, çevremizde gördüğümüz bir tutku. Mesela bazı kişilerin pazar günü ilk işi arabalarını yıkamak olur. Onu tutkuyla silip, temizlerler. Fakat günümüzde eşyalar a daha büyük bir düşkünlük var. Yani eşyalar, insanın yaşamında eskiden olduğundan daha fazla yer tutuyor. Şimdi tüketim söz konusu olunca eşyanın sürekliliği o kadar kalmıyor. Durmadan değiştiriyorlar.

Bir yandan neredeyse “gösterme” hastalığı gibi değil mi?
Eşya olgusu bazılarında gerçekten bir tutku biçiminde. Bazılarında ise gösterme’ tutkusuyla da birleşiyor. Örneğin lüks bir araba ile yolculuk etmek. Öteki arabası işin i görürken, daha yenisi çıktığı zaman tutup bunu satın alıyor. Evine misafir geldiği zaman yepyeni, modern eşyalar “görsün” istiyor. Yani üstünlüğünü görme aracılığı ile kanıtlamak istiyor. Eşya deyince kullanılan, yaşamımızı kolaylaştıran şeyler aklımıza geliyor. Ama bazıları için farklı bu. Tüketim toplumunda bu çok farklı.

Alma, atma ve değiştirme üçgeni içinde insanların “şeyleştiğini” söylüyorsunuz?
Romanım hakkında tüketim toplumunun bir eleştirisi olduğu noktasında yorumlar çıktı. Bu doğru. Kitabın kahramanı Kumru, kasabalı bir kadın . İlk başta kendi basit eşyalarına düşkünlüğü var. Ama buzdolabı ile ilişkisi tam bir tutkuya dönüşüyor. Başkalarında da benzer tutkuların olduğunu görüyoruz. Diyelim bir araba. Arabayı yeni bir modelle hemen değiştiriyor kişi. Yani eskidiği için değil, bu değiştirme. Durmadan yeniliyorlar, koltuk, buzdolabı veya araba olsun... Birçok eşya için insanlar buna zorlanıyorlar da. Bir bilgisayarı, iki yıl kullandınız mı değiştirmek zorunda kalıyorsunuz. Yani öyle yapıyorlar ki, cihaz da bozulmaya başlıyor, siz yenisini alasınız diye! Bu konuda sürekli yayın yapılınca değiştirmek istiyorsunuz. Size o lazım değil ama en sonu odur, en modern odur diye onu alıyorsunuz.

Siz bir söyleşinizde, bu tutkunun varlığının TV ile ilişkisi olduğunu söylüyorsunuz.

Elbette. TV’de ağırlıklı olarak reklamlar ve orada da ağırlıklı olarak eşyadan söz ediyorlar. Vitrinler de öyle. Bütün bu araçlar bizi alışverişe zorluyorlar. Örneğin ‘şu tür eşya artık kullanılmıyor, değiştirmek gerekir’ diye bir görüş yayılıyor.

Uzm. Dr. Mustafa Güveli
Kredi kartlarını şişiren hastalar
Tüketim konusundaki aşırılıklar hemen aklıma iki patolojiyi getiriyor. Bunlardan ilki, obsesif kompulsif bozukluktur. Bu sorunu yaş ayanlar, ihtiyaçları olmadığı halde eşya satın alabilir, kendilerine hâkim olmakta güçlük çekebilirler. Diğer yandan, anksiyetenin yoğunlaştığı zamanlarda sebepsiz ve zamansız alışveriş yapan, daha sonra kredi kartlarını şişiren insanlarla biz psikiyatristler sıkça karşılaşıyoruz.

Yoksul aileler de onun (alışverişin) tutsağı.. Örneğin işlevleri yerinde ama “eski” olan ütüyü atıyor ve yeni bir ütü alabiliyorlar. Çocuğunun belki de süt parası... Temel ihtiyaçların da önüne geçebiliyor alışveriş.
Buna şu yönden da bakmak lazım. Alışveriş, bir anlamda “çoğalma”, “dışarıya açılma” diye düşünülebilir belki ama aslında bir yerde de bu kadar çılgınca alışveriş, aslında insanların dış dünyaya “kapanması” demektir. Tıpkı tek değerin TV olması gibi . Oturduğu yerde hiç kıpırdamadan TV izlemekle bazı insanlar doyum sağlıyor örneğin. Bir yerde alışveriş bütün yaşamı dolduruyorsa ve her şeyimiz onun sınırları içinde kalıyorsa, aslında bu bir kapanmadır. Bütün o aşırı iştahla aldığımız her şey, giysi vs. koparıyor bizi başka şeylerden. Benim kitabımın kahramanı Kumru da kente ayak uydurmak istiyor ama beceremiyor. Kurtuluşu yalnızca eşyada gördüğü için, o tarafa yöneliyor.

Yaşam, satın alma üzerine kuruldu neredeyse, ne dersiniz?
Bir yerde öyle. Bir tür değişim isteği, başka türlü görünme derken, tek biçimliliğe doğru evrilme söz konusu. Yaşam bir eşya tutkusuyla tek biçimli oluyor. Bir kitap, bir müzik dediğiniz zaman oralarda açılırsınız. Bu tip eşyalarla, giyimdi, şuydu buydu derk en ister istemez kapanıyorsunuz. Aslında yaşama, dünyaya yabancılaşıyorsunuz. Hatta evinizde bile aynı şey söz konusu olabilir. Örneğin “Şu yerdeki halıları göre göre alıştım’ deyip, eskimeden değiştirmek de bir yerde yabancılaşmadır. Sanki kendi evinizde değil de otelde olsanız daha rahat edecekmişsiniz hissine kapılmak da mümkün. ‘Durmadan değişsin, eskisi gitsin yen isi gelsin’, dediğiniz zaman, yere tam sağlam da basamıyorsunuz sanki. Hafta son unda koca günü bir alışveriş merkezinde, o havasız yerde geçirebiliyor insanlar.

Marka tutkusu mu oralara taşıyor?
Eskiden ‘şu mağazanın malı iyidir’, der satın alırdınız. Şimdi marka olgusu çıktı. Onaltı yaşındaki bir delikanlı şu marka pantolon diyor ve eğer o marka olmazsa alınan pantolon onun için bir anlam taşımıyor. Bunda reklamların da etkisi var. Geç enlerde gazetede okudum. Avrupa’nın en yoksul ülkesi Türkiye diyorlar. Ama bizim gördüğümüz resim farklı. Siz işlek caddelere baktınız mı, ne kadar fazla jeep dolaştığını gördünüz mü? Paris’te, işlek bir cadde üzerinde oturup bir saat içinde trafiği gözlemleyin, en fazla 5 tane jeep geçer yoldan. Türkiye’de ise en az 25 Jeep sayarsınız bir saat içinde... Bu da ilginç. Jeep ne kadar ihtiyaçtır ki şehir caddelerinde bu kadar fazla dolaşıyor?
Sonuçta şunu söylemek lazım: Her şey aşır ı olduğu zaman, tutkuya dönüştüğü zam an, bir yerde hastalık niteliğine bürünüyor. Yani toplumumuzdaki bu tüketim nesnelerine düşkünlük de çoğu kez bir hastalık durumunu alabiliyor. Ben, eşim ya da kızım, gerekli gereksiz sürekli alışveriş yapıyorsak, bu patolojiktir. Türkiye’de ise bu durum artık, toplumsal bir hastalık niteliğine bürünmüştür.

Uzm. Dr. Emre Kızıltan
Çok ciddi bir sorunun belirtisi olabilir
Günümüzde kaygıyı gidermenin bir yolu olarak alışveriş yapmak, karşımıza çıkabiliyor. Kaygılı insan nasıl abur cubur yemek yerse, aynı zamanda abur cubur alışveriş de yapabilir. Alışveriş konusundaki bu normal dışı yönelim, kaygının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Obsesif kompulsif bozukluk ve bunun obsesif kompulsif spektrumu dediğimiz bir grubunda da insanların hakikaten kendilerine hakim olamadıklarını, kontrolsüz şekilde alış veriş yaptıklarını görüyoruz. Bu durum, hakikaten bir rahatsızlık boyutunu alıyor. Bunlara ek olarak, normal alışkanlıklarımızın dışına çıktığımız durumların da ciddi rahatsızlıkların belirtisi olabileceğini unutmamalıyız. Örn eğin manik bir epizoddaki kişi çok aşırı alışveriş yapmaya başlayabil ir. Bu durum, manik epizodun gelmekte olduğunun ya da geldiğinin habercisi olarak yorumlanır. Bu tür aşırı alış veriş davranışlarında, ciddi bir rahatsızlığın gelmek üzere olduğunu düşünürüz.
İnsanların insanlara değil de eşyaya bağlılığı, insanla ilişki kurmak yerine eşyayla ilişki kurması gibi bir yaklaşım var günümüzde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bunu, insanların var olan dünyaya gösterdiği uyum olarak değerlendirebiliriz. Eğer günümüzde kapitalizmi yaşıyorsak, böyle yaşayacağız. Şu an söz konusu olan böyle bir sistem olduğu için, insanlar da buna uyum sağlıyorlar. Bunun sağlıklı olup olmadığını ayrıca tartışabiliriz. Bu da akla, insanlar bundan dolayı mutlu olabilir mi, sorusunu getiriyor. Bana kalırsa, herhalde mutlu olamazlar, derim. Satın almanın son u yoktur. Bu da sonunda insanları ister istemez sorunlu bir duruma sokacaktır.

Popüler Psikiyatri / Ayla ÖNDER

web tasarım

makale spotlar 5 spotlar govdealt 1spotlar govdealt 2spotlar govdealt 3spotlar govdealt 4
makale spotlar 6