spotlar 1 spotlar 2 spotlar 3

Duyurular

Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN

ava şirin özgünÖzel Nirvana Psikiyatri Polikliniğinde Görev Yapan Uzman Psikiyatrist Dr.Ava Şirin ÖZGÜN'ün Resmi Web Sitesi Yayına Başlamıştır.

www.avasirinozgun.com

DEPRESİFLER ALZHEIMERE YATKIN OLUYOR

depresif hastalar alzaymıra daha yakın oluyorMelankolik ve depresif hastaların,daha sık demans hastalıklarına yakalandığı tespit edildi.Uzun süre depresyondan yakınan ve psikolojik sorunlarla baş etmek zorunda kalan insanlar,psikolojik olarak stabil olanlara göre iki kat daha fazla Alzheimer’e yakalanıyorlar.

Yazının Devamı

NEOFOBİ (YENİLİK KORKUSU) ÖMRÜ KISALTIYOR

neofobi nirvana psikiyatriYeni bir şeye karşı duyulan belirgin korkular,yaşamı kısaltıyor.Neofobi insanlarda bir buçuk yaşlarından itibaren başlayabiliyor.Alışılmışın dışında olan bir tek olayla bile ,bu bozukluk ortaya çıkabiliyor.

Yazının Devamı

ANOREKSİYA ANFİZEME SEBEP OLABİLİYOR

anoreksiya nirvana psikiyatri polikliniğiŞikago'da yapılan Radiological Society of North America'nın (RSNA) yıllık toplantısında,anoreksiya nervosa'daki beslenme yetersizliğinin akciğer anfizemine neden olabileceği iddaa edildi.

Yazının Devamı

MİGRENE DE PSİKOTERAPİ

migren nirvana psikiyatriPsikoterapinin alt etme stratejileri ile kronik başağrılarına karşı da savaş verebiliyor.Düsseldorf’da yapılan bir sempozyumda,Heidelberg Üniversitesi’nden uzman psikolog Gideon Franck hastanın kendi bedeniyle ilişkisini değiştirmesi ana prensibine dayanan bu yöntemi,ilk kez baş ağrısı nedeniyle davranış bozuklukları gösteren çocukların tedavisinde denediğini açıkladı.

Yazının Devamı

DEPRESYONDAYSANIZ,YÜRÜYÜŞ YAPIN

depresyon nirvana psikiyatri polikliniğiDüzenli spor depresiflere iyi gelir;bu konuda uzmanların hepsi hemfikir.Bu sporların içinde en etkili olanı ise yürüyüş.Prof.Dr.Ulrich Bartmann,Würzburg Yüksek okulu'nun sağlık dergisinde yazdığı bir makalede,yürümenin jimnastik,voleybol vb tüm sporlardan daha yararlı olduğunu belirtti.

Yazının Devamı

Islak Yatak Hastalık Belirtisi Olabilir

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) tarafından yapılan araştırma, her 8 çocuktan 1 inin gece altını ıslattığın ı ortaya koydu. Şeker hastalığı ve kronik böbrek yetmezliğinin ilk belirtisinin "gece altına ıslatma" olduğu belirtildi.

Yazının Devamı

Ergenlikteki Aşırı Stres Öğrenmeyi Etkiliyor

Ergenlikte maruz kalınan aşırı stresin, beynin hafıza ve öğrenme ile ilgili bölümünde önemli ölçüde değişikliklere yol açabileceği bildirildi.

Yazının Devamı

Stres, Doğacak Bebeğin Zekasını Etkiliyor

Doğacak Bebeğin ZekasıLondra’daki Imperial College uzmanlarınca yapılan ve sonuçları Clinical Endocrinology dergisinde yayımlanan araştırma, ham ilenin yaşadığı stresin, gebeliğin 17. haftasından itibaren bebeği olumsuz etkilediğini gösterdi.

Yazının Devamı

Tv Seyretmeye Sınır Gelmeli

Tv Seyretmeye Sınır GelmeliTelevizyon insanın psikolojisini bozuyor Hacettepe Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor.

Yazının Devamı

Stres İyileşmeyi Yavaşlatıyor

ABD’nin Chicago kentinde bulunan İllinois Üniversitesi’ndeki (UIC) araştırmacılar, hayvanlar üzerinde yaptıkları testlerde, hayvanlar stres altındayken yaralarının iyileşmesinin yavaşladığını, ancak ekstra oksijen alımının bu yavaşlamayı tersine döndürdüğü sonucuna ulaştılar.

Yazının Devamı

Strese Bağlı Hastalıklar Artıyor

Avrupa Parlamentosu’na sunulan bir araştırmada, modern hayatın kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığı uyansı yapıldı.

Yazının Devamı

Suça Karışan Çocuk Akranından Etkileniyor

Suça karışan çocuklar üzerinde akranlarının etkisinin büyük olduğu ortaya çıktı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Çocuk İhmali ve İstismarı Araştırma Biriminde görevli çocuk gelişim uzmanı Gülümser Gültekin Akduman’ın yaptığı araştırma, suça karışan çocuklarla ilgili çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Yazının Devamı

Uykusuzluk çekenlere müzik

Artık koyun saymak gereksiz.Çünkü güzel bir uykunun sırrı, uyumadan önce 45 dakika kadar rahatlatıcı müzik dinlemek. Journ al of Advanced Nursing adlı sağlık dergisinin haberine göre

Yazının Devamı

Dikkat: Aile içi gerginlik çocuğun iştahını etkiler

Aile içindeki gerginlikler çocuğun iştahını olumsuz yönde etkiliyor. Ailedeki iletişim bozuklukları ve huzursuzlukların çocuğun ruhsal yaşamını doğrudan etkilediğini

Yazının Devamı

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş 40’lar

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44. ABD’deki Warwick Üniversitesi ile

Yazının Devamı

Uyku, ruh sağlığının aynası

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularımız düzenliyse genellikle ruh sağlığımız da yerinde demektir.

Yazının Devamı

Strese bağlı hastalıklar artıyor

Günlük yaşamın stresi yüksek tansiyona yol açıyor. Dünyada her yıl 17 milyon kişi kalp ve damar hastalıklarından ölüyor. Türkiye, yüksek tansiyon sorununun en hızlı arttığı ülkeler arasında...

Yazının Devamı

Beyindeki bozuk elektrik dalgaları depresyona, neden oluyor

Beynin işleyişini düzenleyin elektrik dalgalarındaki bozukluğun depresyona yol açabileceği ortaya çıktı. ABD’nin Stanford Üniversitesi’nden bilim adamlarının, fareler üzerinde yeni bir görüntüleme yöntemini

Yazının Devamı

Modern yaşam stres yapıyor

İngiltere’de yapılan iki araştırma daha, modern yaşamın büyük strese yol açtığı ve bir eyleri uykusuz bıraktığı görüşünü destekledi. Bir sigorta şirketi tarafından yapılan, 1001 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları,

Yazının Devamı

Elektronik posta strese sokuyor

İskoçya’da yapılan bir araştırmaya göre; işyerinde elektronik postaların çok sık kontrol edilmesi, çalış anların sinirlerini bozuyor.

Yazının Devamı

Aşırı Şişmanlık Psikolojiye Zarar

Bir ulusal sağlık araştırmasındaki 40 bin ABD’linin verilerinin değerlendirildiği çalışmada, obez erişkinlerin normal ağırlıktaki erişkinlere göre depresyon,

Yazının Devamı

Yatmadan Önce Ekran Karşına Geçmeyin

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor.

Yazının Devamı

Tek Seansta Sigaraya Son...!

Tek Seansta Sigaraya Son...!
Uzman Psikiyatrist ve Psikologlar Denetiminde Nirvana Sigara Bırakma Paketi Terapilerine Başlamıştır..

www.sigarabirakmaantalya.com

Ekonomik Kriz Ruh Sağlığını Tehdit Ediyor

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Uzman Dr. Halis Ulaş, ekonomik krizin, hem işverenlerde hem çalışanlarda hem de işsizlerde ruhsal problemlere yol açabileceğini söyledi.

Yazının Devamı

Şizofreninin Anahtarı Okulda

Dünyada her 100 kişiden birinin yakalanma ihtimali olan şizofreninin ilk fark edildiği yer okul. Çocuklarının öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kuran aileler, çocuğun hastalığa yakalandığını çok çabuk anlayabiliyor.

Yazının Devamı

İntiharlar Önlenebilir

10 Eylül Dünya İntihar Önleme Günü dolayısıyla açıklama yapan Ankara Üniversitesi (AÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli Duyan, ''intiharın, pek çok ülkede ve özellikle genç nüfus arasında tırmanma eğiliminde olduğunu'' belirterek, bunun günümüzde global bir sorun olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Yazının Devamı

Cinselliği Tabu Olmaktan Çıkarmak İçin

Konya'da, Ulusal Gençlik Parlamentosu çatısı altında bir araya gelen üniversiteli gençler, ''Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı'' konulu kampanya başlattı. Kampanyayı çoğunluğunu Selçuk Üniversite Kamu Yönetimi Bölümü öğrencilerin oluşturduğu ''Yerel Gündem 21'' topluluğu başlattı.

Yazının Devamı

Otistik Çocuklar Sesleri Daha Geç Algılıyor

Otistik çocukların, sesleri normal çocuklardan daha geç algıladığı belirtildi. Söz konusu gecikmenin otizm hastalarını teşhis etmek için bir işaret olduğu düşünülüyor...


Yazının Devamı

Antidepresan Kullanımı 4 Yılda Yüzde 85 Arttı

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının sürekli arttığını belirterek,

Yazının Devamı

Evlilik Öncesi Danışanlar Arttı

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Dr. Cem Keçe, evlilik öncesi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin, Türkiye'de yeterince bilinmeyen ve anlaşılamayan bir kavram olduğunu söyledi.

Yazının Devamı

Biz Uyurken Sinir Hücrelerimiz de Uyuyor

ABD’nin Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden bilim insanları, alışılandan daha az uyunan bir gecenin ertesi gününde dikkat ve konsantrasyon azalıp öfke artarken beyinde neler olup bittiğini araştırdı.

Yazının Devamı

Hem Kaygı Yaratıyor Hem de Kaygıyı Yok Ediyor

Standford Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, beyindeki bir bölgenin hem kaygıya neden olduğunu hem de kaygıyı yok edebildiğini ortaya çıkardı.

Yazının Devamı

Otizm Erkeklerde Neden Daha Fazla?

İki binden fazla otizm hastasının gen haritasını inceleyen ve sonuçlan otizm hastası olmayan kişilerinkiyle karşılaştıran Kanadalı bilim adamları, otizm hastası erkek çocuklarının yüzde 1 inde bu genin mutasyona uğradığını gördü.

Yazının Devamı

Bilgisayar Bağımlılığıyla İle İlgili Ailelere Öneriler

1- Bilgisayar evde en çok kullanılan ve herkesin döneminden sonra böyle gruplara katılıyor değildir. görebileceği bir merkezde tutulmalıdır, Böylece çocuğunuzun hangi sitelere girdiğini rahatlıkla kontrol edebilirsiniz.

2-Bilgisayar kullanımı konusunda evde kurallar oluşturunuz.Ders haricinde,hafta içi bilgisayar kullanımına (özel durumlar hariç) izin vermeyiniz.Hafta sonu kullanımına da saat kısıtlamaları getiriniz.

3-Çocuğunuzun oynadığı oyunları mutlaka kontrol ediniz.İçeriğinde şiddet,vahşet ve pornografi olan oyunlara asla izin vermeyiniz.

4-Çocuğunuzun bilgisayar ve internet kullanımı konusunda sizin otoritenizi kabul etmesini mutlaka sağlayınız.

5-Çocuğunuzun “sohbet gruplarına” katılmasına izin vermeyiniz.Ergenlik döneminden sonra böyle gruplara katılıyor ise kiminle görüştüğünü ve neler paylaştığını mutlaka kontrol ediniz.

6-Çocuğunuzu bilgisayar ve internet kullanımından doğacak tehlikeler konusunda uyarınız ve takipçisi olduğunuzu bildiriniz.Çocuğunuzun mahrem ve kişisel bilgilerin paylaşılmaması,resim ve görüntü iletmemesi internet üzerinden kişilerle kavga ve tartışmaya katılmaması konusunda uyarınız.

7-Çocuğunuzun güvenmediğiniz ve kontrol edemediğiniz ortamlarda(internet cafe vb.)bulunmasına izin vermeyiniz.

8-Öncelikle internet ve bilgisayar kullanımı konusunda ona iyi örnek olmalısınız. Saatlerce bilgisayarın başından kalkmayan anne babalar, çocuklarına aynı konuda nasıl sınır koyacaklar?Bunu tahmin etmek zor değildir.

9-Çocuğunuzun uygun olmayan sitelere girmesini engellemek için site filtrelerini kullanınız.

10-Kontrolün sizden çıktığını, çocuğunuzun bilgisayar ve internet bağımlısı olduğunu düşündüğünüzde acilen profesyonel yardım alınız.

11-Yukarıda söz ettiğimiz bazı psikopatolojilerde bilgisayar bağımlısı olma riski daha yüksektir.Böyle bir çocuğa sahip olan ebeveynin daha dikkatli olması gerekir.Ayrıca temelde yatan psikopatoloji tedavi edilmeyen bilgisayar bağımlılığı sorunu çözülemez.Örneğin depresif ya da dürtü kontrol sorunu olan bir çocuğun öncelikle bu sorunu çözmek gerekir ki bilgisayar bağımlılığından kurtulabilsin.

Dr. Ava Özgün

CETAD derneğinin vermiş olduğu eğitim programını tamamlayarak Cinsel Terapi Uzmanlığı ünvanını almaya hak kazandı.

Yazının Devamı

Cinsel Terapist

Cinsel Terapist- Antalya ile ilgili www.antalyacinselterapist.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sınav Kaygısı

Sınav Kaygısı - Antalya ile ilgili www.sinavkaygisiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Aile Terapisi

Aile Terapisi - Antalya ile ilgili www.antalyaaileterapisi.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi - Antalya ile ilgili www.sosyalfobiantalya.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Çocuk Psikoloğu

Çocuk Psikoloğu - Antalya ile ilgili www.antalyacocukpsikologu.com web sayfamız yayına başlamıştır.

Sosyal Psikiyatrik Açıdan Kent ve Aile

Psikiyatrinin önemli dallarından biri olan sosyal psikiyatri, ‘çevre koşullarının kişilerin psikolojik durumları üzerindeki etkilerini’ inceler. “İnsan çevresi ile birlikte bir bütündür” görüşünü ise kendisine temel olarak alır.

Ülkemiz hızlı bir toplumsal değişme süreci yaşamakta ve bu olgu, birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Toplumsal değişme terimi, toplumun yapısındaki tem el ve geniş değişmeleri belirtir.

Bu değişme yavaş ve dengeli bir biçimde olduğu zaman; yeni değerlerin yerleşmesi de dengeli olur ve fazla stres doğurmayabilir, ancak değişme hızlı olursa birey, yapısında gerekli değişmeler oluşmadan toplumun değişimine ayak uydurmaya zorlanmış olmakta ve sonuçta gerek kişisel gerekse toplumsal homeostazis bozulmaktadır.

Ülkemizde yüksek bir nüfus artışı yanında, büyük bir kent nüfusu artışı da söz konusudur. Günümüzün kentleri gittikçe kal abalıklaşmakta ve tümü de düzensiz bir biçimde kenarlardan büyümektedir. Bu genişleme ve kalabalıklaşma; kentteki yaşantının toplumsal, kültürel ve ekonomik yapısını değiştirmektedir.

Su, elektrik, ulaşım, kanalizasyon, sağlık ve eğitim gibi gereksinmelerin gittikçe artan popülasyon nedeniyle karşılanamaması; trafik karmaşası, gürültü, hava kirliliği, işsizlik, pahalılık gibi etkenler, bireylerde engellenmeye yol açar ve kent insanının her gün karşı karşıya bulunduğu bu ve benzer i stresler; sıkıntı, mutsuzluk, saldırganlık duygularına sebep olur.

Sıkıntı; alkole ve uyuşturucu maddelere eğilimi arttırmakta, kişinin topluma karşı ve kendine karşı olumsuz davranışlarının yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Kent yaşantısında, insanların gerek kendisine gerek diğer insanlara karşı sevgisi ve güveni de azalmış durumdadır. Buna paralel olarak akraba ve komşu ilişkileri ve yardımlaşma da azalmakta, iyi duygu ve davranışların yerini olumsuz ve genellikle bencil duygu ve davranışlar almaktadır.

İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık... Aldıklarını hazır alıyorlar dükkânlardan... Ama dost satan dükkânlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar.

A.de Saint - Exupery, Küçük Prens’ten...

İnsan, büyük kentlerin içinde bireysel varlığı ile kendini küçük ve yalnız görmektedir. Büyük kentte yaşayan insanın daima, bilmediği ve tanımak için bir çaba göstermediği bir kalabalığın ortasında yapayalnız dolaştığı öne sürülür. Kentli insan sok akta, ulaşım araçlarında, çarşıda ve oturduğu apartmanda hep yabancılarla karşı karşıyadır. Yabancı gerçeği, toplumsal yaşantıya girmiş ve egemenliğini kurmuştur. Aynı apartmanda yalnız insanlar

Bir kadının otoyolda arabasının lastiği patlar. Yoldan geçenlerin hiç biri arabasını durdurup, bu bayana yardım etmemektedir. Sonunda bir adam arabasını durdurur ve bayanın arabasının lastiğini değiştirir, Çok hoşnut kalmıştır bu iyilikten genç kadın. Yardımsever kişiden bir kartını vermesini rica eder ve ayrılırlar.

Aradan birkaç gün geçer ve bir gün yardımsever kişinin oturduğu dairenin zili çalınır. Adam kapıyı açar ve karşısında, ellerinde bir buket çiçekle genç bayanı ve eşini görür. İçeri buy ur eder; ancak bir durum tuhafına gitmiştir, çünkü genç çiftin ayaklarında terlik vardır. Bunun nedenini sorar ve sonunda anlaşılır ki; bu genç çift ve yardımsever bey, yıllardır aynı apartmanda oturmakta ve birbirlerini tanımamaktadırlar.

Kent yaşantısında kişinin içinde bulunduğu ya da kurduğu toplumsal ilişkilerin say ısı çok olabilir; ancak bunlar bağlayıcı nitelikte değildir, yani ikincil ilişki türündendir ve de genellikle başladığı yerde biter. Bütün kişiler arası ilişkileri, minimum bir duygusal katılımla yürütmek eğilimi egem endir.

Büyük kentlinin; çıkarına uygun bazı biçimsel ve alışılmış davranış kalıplar ı, bu amaca yaramaktadır. Kişiler arası ilişkileri, kişilikler değil gereksinmeler belirler. Sözgelimi trafiğe katılan yaya, müşteri, otobüs yolcusu, seyirci gibi... Bu davranış kalıplarının tümünün, ortak bir yanı vardır; o da tüm bu ilişkilerin, o anda duy ulan gereksinmelerle sınırlı olmasıdır. Bir gişe görevlisinin, önünde sıraya girmiş kişilere davranışı ile sıradakilerin gişe gör evlisine karşı davranışları, bu tür ilişkinin en tipik örneğidir.

Büyük kent, insana daima belirli bir toplumsal rolün ve tüm kişisel ilişkilerini bu role indirgemenin kendi çıkarı gereği olduğunu öğretmektedir. Büyük kent yaşantısı işte bu yüzeysel ilişkilerden ve standart davranış kalıplarından kur ulu bir ağın ortasında, yürekten bir” merhaba, günaydın” demeden ve işitmeden, yardımlaşma olmaksızın ve de asansörde dahi bir yabancı ile burun buruna yaşana gelmektedir.

Yalnız kalmamak için

“Yaşlı kadın her sabah, evinin önünden geç erek işine giden bir kadına,
• Günaydın, iyi günler! Demekte, ancak hiçbir zaman karşılık alamamaktadır. Bu duruma birkaç kez tanık olan kadının oğlu, bir gün annesine der ki:
• Anne... Neden her sabah bu kadına “gün aydın” diyorsun? Bir günden bir güne san a cevap verdiğini görmedim.
Annesi şunu der genç adama:
• Olsun oğlum. Ben O’nun için söylemiyor um ki; kendim için söylüyorum.”

Toplumsal değişme ve hızlı kentleşmenin yol açtığı bir başka önemli olgu da, aile kurumundaki değişmelerdir. Toplumdaki en eski ve en temel kurum olan ailenin; bireyin ve dolayısıyla toplumun ruh sağlığındaki etkin işlevi, birçok yazar tarafından öne sürülmüş yadsınamayan ve tartışma götürmeyen bir gerçektir. Bir birincil grup olan aile; toplumun tüm yapısından etkilenen, aynı zam anda kendisi de onu etkileyen ve bu çok yönlü etkileşim sonucunda toplumun bütünlüğünü ve kişilerin güvenliğini sağlayan bir kurumudur. Aile bütün öteki toplumsal kurumlar gibi fakat onlardan daha etkili bir biçimde, kendisini oluşturan bir eyler için bazı işlevleri yerine getirmektedir.

Evlilik ilişkisi kuran bireylerin psişik gereksinmelerinin karşılanması, üreme ve çocuğun sosyalizasyonu; ailenin en eski ve belki de en değişmez işlevleri arasındadır. Bunların yanı sıra ailenin, kişilerin özel yaşantılarını gözleme gücü de belirgindir. Bu özellik, ödüllendirme ve cezalandırma yönünden aileyi daha etkin kılar. Ayrıca özdeşleşme de aile içinde daha yoğun olarak gerçekleştirilebilir. Tüm bu işlevlerinin dışında ailenin; üyelerine toplumsal prestij ve statü sağlayıcı, koruyucu, dinsel ve ekonomik işlevleri de vardır. Yukarıda sıralan an tüm bu nitelikleri ve işlevleri göz önünde bulundurulduğunda aile, toplum için vazgeçilmez bir kurum konumundadır.

“Ev gibisi var mı?”

Toplumsal değişme sürecinde; aile yapısında ve işlevlerinde ortaya çıkan değişmelerle ilgili bazı kuramsal görüşler, en temel etkenin endüstrileşme ve kentleşme olduğunda birleşirler. Bu iki toplumsal değişme ölçütünün etkileri sonucunda; geleneksel aile yapısının değiştiği ve yerini; anne, baba ve evlenmemiş çocuklarından oluşan çekirdek aileye bıraktığı öne sürülmektedir.
Geleneksel ailede tüm aile üyeleri babanın otoritesi altındadır.

Babanın üstünlüğünün nedeni, ekonomik gücün onda toplanmasından ve de kültürel nedenlerden kaynaklanmaktadır. Geleneksel aileden çekirdek aileye geçişte; evli oğulun ücretli iş bulması önemli bir rol oynar. Ücretli iş bulma olanağı kentlerde daha çok olduğu için, tarımsal bölgelerden kentlere göç durumu ortaya çıkmakta ve bu da çekirdek ailenin oluşmasını kolaylaştırmaktadır. Aile, kente göçmeden önce de çekirdek aile yapısında olabilir; fakat kentte ve endüstriyel iş düzeninde, baba otoritesi eski gücünü az da olsa yitirmektedir.

Çekirdek ailede oluşan bir başka değişim ise, otur ulan yer ile işyeri arasında gittikçe artan ayrılıktır. Bu iki yaşam alanı, bugün özellikle büyük kentlerde birbirinden uzaklaşmıştır. Bunun sonucunda, aileyi geçindir en iş ilişkileri hem fiziksel hem de moral olarak evden uzaklaşmıştır. Babanın evden uzaklaşmasını, çocukların ve evin kadınının da çalışmaya başlaması izler. Baba ile birlikte diğer aile bireylerinin de çalışmak durumunda kalması; aile üyeleri arasındaki yakınlık ve beraberliği eskiye oranla azaltmakta, ayrıca çocuk bakımı ve eğitiminde güçlükler doğurmaktadır. Süreç aile geçimsizliği (emosyonel boşanma), ayrılma ve boşanmalara kadar uzanabilir.

Bu tür değişikliklerin tüm aile bireylerinde ruhsal yönden olumsuz etkileri olması beklenir.
“Çözülen aile” kavramı, endüstrileşen toplumlarda ailenin yok olduğunu ileri süren görüşlerin ortaya attığı bir kavramdır. Bu ailenin özelliği, karı-koca ilişkilerin in yetersiz oluşudur. Parçalanan aile (broken family) ve tamamlanmamış aile (uncomplete family) terimleri, çözülen aile kavramının içinde ele alınırlar.

Parçalanmış aile, çekirdek ailede eşlerden birinin ya da her ikisinin yok olması sonucu ortaya çıkan aile tipidir. Bu yok oluş; boşanma, bırakıp gitme, evliliğin feshi, ayrı yaşama, ana-babadan birinin zamansız ölümü gibi nedenlerle olabilir. Ailede görülen tüm bu parçalanma biçimleri gittikçe artmaktadır. Bırakıp gitme ve ayrı yaşama ile ilgili kesin veriler yoktur. Buna karşılık boşanma ile ilgili veriler daha kesindir ve istatistikler boşanmaların kesintisiz bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Tamamlanmamış aile ise çekirdek ailenin hiçbir zaman kurulamamış halidir. Genellikle gayri meşru çocuklarla annelerinden oluşur. Kentsel yaşamda ve de özellikle büyük kentlerde; parçalanmış ve tamamlanmamış aile tiplerinin giderek artması, aile kurumunun karşılaştığı en önemli sor unlardan biridir.

Bu artış, özellikle çocukların durumu açısından önem taşır. Psikiyatrik bozukluklar ve çocuk suçluluğu olayları, bu tip ailelerde daha çok görülmektedir. Ayrıca bu tür aileler, genellikle düşük sosyoekonomik katmandadırlar. Düşük sosyoekonomik düzey, aynı zamanda yet ersiz konut ve yetersiz beslenme demektir ve tüm bunlar aile bireyleri için önemli stres kaynaklarıdır.

Bu stres giderek güvensizlik, endişe ve sıkıntı yaratmakta ve psikiyatrik bozuklukların gelişmesi için uygun bir temel oluşturmaktadır. Sosyoekonomik düzey ile ruh sağlığının birbiriyle bağıntılı olduğunu ve bu kesimlerde psikiyatrik bozuklukların daha çok görüldüğünü gösteren birçok araştırma vardır.

Kent yaşantısının heterojen, yabancı, anonim, çıkarcı ve güvensiz yanları ile birlikte; toplumsal değişme sonucu aile yapısında oluşan yapısal ve fonksiyonel değişiklikler, büyük kent yaşantısının aynı zamanda bir ruh sağlığı sorunu olarak da karşımıza çıkmasına yol açmaktadır.

makale spotlar 5 spotlar govdealt 1spotlar govdealt 2spotlar govdealt 3spotlar govdealt 4
makale spotlar 6