spotlar 1 spotlar 2 spotlar 3

Yetişkin Psikiyatrisi: Kaygı Bozuklukları

Sosyal Fobi

Bu sayfaya ilgili icerik eklenecektir.

Özgül Fobiler

Özgül Fobiler (Uçuş fobisi, yükseklik korkusu vb.)


Bu sayfaya ilgili icerik eklenecektir.



Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğu tanımıyla 16 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan Körfez depreminin ardından tanıştık. Toplumun büyük kesiminde travma sonrası stres bozukluğunun belirtileri ortaya çıkmıştı. İlkbahardan itibaren artan terör olayları ile birlikte, yeniden şiddetin burcuna girdik.

Travma Sonrası Stres bozukluğu trafik ve uçak kazaları, deprem, sel gibi doğal afetler, ağır dayak, işkence altında kalmak, zorla ırzına geçilmek, terörist elinde rehin tutulmak, savaşta uzun süre siperde ya da bombardıman altında kalmak gibi herkes için ağır stres sayılacak durumlarda ortaya çıkan bir bozukluktur. Çoğu kez travmatik olaydan birkaç saat, birkaç gün, daha seyrek olarak da birkaç ay sonra ortaya çıkar.
Aidiyet duygusuyla içinde yaşadığımız toplum ve ortama, beklenmedik, yok etme ya da zarar verme amaçlı yapıldığı açık olan her tür saldırı sonrasında, Travma Sonrası Stres bozukluğu tetiklenebilir.
Arka arkaya gerçekleşen patlamalar, ölümler, yaralanmalar, acılar bizi derinden sarsar.

Evimizden dışarı çıkmaya korkabiliriz. Rahatlıkla yürüdüğümüz yollarda artık tetikte ve stres içinde yürür, eve dönüp dönemeyeceğimizi, döndüğümüzde sevdiklerimizi bulup bulamayacağımızı düşünürüz. Hiç aklımıza gelmeyecek birçok sıkıntılı ya da trajik olasılığın gündelik yaşamımızı ele geçirdiği bu dönemde, iç dünyamız yerinden oynar. Tatil alışverişi yapmak ya da yeni ürünleri görmek için iş merkezlerine gitmekten korkarız, trafikteki tıkanmalarda aklımıza gelen birçok kötü olasılık nedeniyle kan basıncımız artar, sıkıntı yaşantısından bir türlü kurtulamayız. Bazı toplumlarda terör karşısında bilinçli bir yaklaşım ön plana çıkmaktadır.

Örneğin medyanın yaklaşımı çok önemlidir. Terörün hedeflediği korkunun yanı sıra ayrılıkçı bir takım duyguların hortlamasını da önlemek gerekir. Medya, böyle dönemlerde, toplumun soğukkanlılığını yitirmemesi ve olaylarla baş edebilme stratejilerinin geliştirilebilmesi için üzerine düşeni yapmalıdır. Diğer yandan korkunun ve sinmenin önüne de geçilmelidir. Bu amaçla da toplumun ortak değerlerine ve kimi zaman bin yıllık bir kültürün kodlarında gizli birlikte yaşama ve üretme, paylaşma davranışlarına vurguların artırılması gerekir. Varoluşunu sadece bir saldırı ile yaşadığı korku ve sinme anına endeksli olarak algılamayan bir toplumda terör hiçbir hedefine ulaşamaz.

Şiddetin kanıksanmaması
Şiddet davranışının söylem düzeyinde kanıksandığı toplumlarda, gerçek şiddet ile söylemde içselleşen şiddet arasında bir uçurum açılıyor. Bu uçurum sonunda, gerçek bir şiddet olayına tanık olan ya da bu şiddete uğrayan insanların yaşadıkları travma, toplumun genel kanıksayıcı tavrını sürdürmesi nedeniyle de katmerleşe biliyor.

Bir travma mağdurunun, ayrıksı konumuyla diğer insanlar arasında yaşayacağı sıkıntılar, salt bir ruhsal bozukluk ve tedavisi olarak tanımlanamayacak toplumsal bir probleme de işaret ediyor. Travma Sonrası Stres bozukluğu, bir yandan bireysel bazda tanılanıp tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmakla birlikte, diğer boyutuyla toplumsal sağlık bilinci geliştirilmesi bağlamında ele alınması gereken bir gündem maddesi de oluşturuyor.
Sağlıklı toplum aynı zamanda sağlıklı tartışan, sağlıklı algılayan, empati kurabilen, sağlıklı tartışma süreçlerinin sonunda aldığı kararları toplum sorumluluğunu hissederek uygulayabilen bireylerden oluşur.

Terör konusunda kamuoyuna yönelik bilgilendirme materyali
Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Tabipleri Birliği ve Türk Psikologlar derneği, 23 Mayıs’ta bir bildiri yayınlayarak Ankar a’da yaşanan terör eylemi sonrası ruh sağlığı odaklı bir açıklama yaptılar. Açıklamayı Türkiye Psikiyatri Derneği MYK Adına Başkan Dr. Şahika Yüksel, Türk Tabipleri Birliği MK Adına Başkan Dr. Gencay Gürsoy, Türk Psikologlar Derneği GYK Adına Başkan Psk. Dr. Gonca Soygü imzaladılar. Bu bildiriyi dikkatinize sunuyoruz:
“Türkiye, çok ciddi bir şiddet ortamı ve savaşlar ile sarıldığı bu dönemde, Ankara’da vatandaşlarımıza doğrudan yöneltil en bir şiddet eylemi ile bir kez daha derinden sarsılmıştır. Çok sayıda insanın ölümü ve yaralanması ile sonuçlanan ve büyük bir üzüntü ile karşıladığımız bu saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yaralılara ve yakınlarına acil şifalar diliyoruz.
Toplumu sindirmeye, insanı ve insani değ erleri yok etmeye yönelik şiddetin sorumlularının kısa sürede saptanıp yargıya intikali kamu vicdanını rahatlatacak, insanlarımızın ruh sağlığının korunmasına katkıda bulunacaktır. Bu üzücü süreçte kamuoyunun bilgi alma hakkı özenle korunmalı, ancak ruh sağlığını olumsuz etkilediğinden dehşet verici görüntülerin tekrar tekrar yayımlanmasından kaçınılmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Psikiyatri Derneği ve Türk Psikologlar Derneği olar ak bu saldırıyı kınadığımızı bildirir, saldırıdan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen tüm Ankaralıların bu saldırının etkileriyle baş edebilmesini sağlamak için hazırladığımız bilgilendirme materyalini basınımıza ve kamuoyuna sunarız.

Saldırı sonrası için uyarılar
Dün Ankara’da gerçekleştirilen terör eyleminden sonra, gerek saldırıya doğrudan maruz kalanlar ve yakınları, gerekse saldırıya doğrudan tanık olanlar, ruhsal olar ak doğrudan ve şiddetle etkileneceklerdir. Öte yandan, bu tür saldırıların ruhsal etkileri, konuyla ilgili haberler, görüntüler ve yorumları TV, radyo ya da gazetelerden izleyenler üzerinde de ortaya çıkabilir. Ruh sağlığı ile ilgili alanlarda bu tür etkilere ruhsal travma adı verilir. Aşağıda, böyle bir olay yaşandığında ya da olay a tanık olunduğunda ruhsal travmanın oluşup oluşmadığına ve yapılması gerekenlere ilişkin kısa bilgi sunulmaktadır; Travmanın getirdiği her türlü zedeleyici etmeni yaşadınız. Şimdi bir yandan yaşam normale dönmeye başlarken, sizin de ruhsal açıdan bunlardan az ya da çok etkilenmeniz doğaldır. Bunları yalnızca siz değil olay bölgesindeki herkes yaşadı. Herkes korktu. Yaşanan, sıradan bir korkudan çok bir dehşet duygusuydu. Çoğu insan sizin gibi çaresizdi.
Travmanın hemen ardından şunları yaşamış olabilirsiniz:
Kendini aşırı korkmuş, ne yaptığım bilmez halde hissetme, duygularını hissedememe, tepki ver ememe, bulunduğu ortamı ya da durumu tam algılayamama, otomatik hareket etme.

Yakınlarınızı yitirdiğinizi gördüğünüzde ya da öğrendiğinizde şunları yaşamış olabilirsiniz:
Yakınlarınızın kaybına ani ve şiddetli tepki gösterme, hiç tepki göstermeden donakalma, ağlayamama, üzüntüsünü hissedememe ya da ifade edememe. Yakınlarının öldüğünü kabul etmeme, inkar etme.
Travmanın üstünden bir haftadan çok zaman geçmiş olduğu halde hala aşağıdaki yakınmalarınız olabilir:
• Aşırı korku, çaresizlik ve dehşete düşme
• Şok, duygularınızı hissedememe, tepkisizlik, ağlayamama
• Travma olayını sürekli yaşamak: Travma anlarını tekrar tekrar hatırlayabilir, yaşananlarla ilgili rüyalar görebilir, olay sanki yeniden oluyormuş gibi hissedebilirsiniz.
• Travma olayını hatırlatan yerlerden ya da durumlardan kaçınmak: Olayı hatırlayamayabilir, travmanın olduğu eve giremeyebilir, insanlardan uzaklaşabil ir, olayla ilgili konuşmayı istemeyebilirsiniz.
• Aşırı gerginlik belirtileri (uykusuzluk, sinirlilik, çabuk irkilme, çarpıntı, titreme, nefes almakta zorluk) ortaya çıkabilir.
• Geleceğinizin kalmadığı duygusuna kapılabilirsiniz.
•Yakınlarınızın ölmesi ile ilgili olarak kendinizi suçlu hissedebilirsiniz.

Travma Sonrası Stres bozukluğu yaşayan hastaların tedavisinde öncelikle hastanın bunaltısını yatıştırmak ve uykusunu düzene sokmak gerekir. Kısa süreli olmak koşulu ile bunaltı giderici ilaçlar kullanılabilir. Hastayı rahatlatacak, gevşetecek, korku ve endişelerini azaltacak psikoterapötik yaklaşım zorunludur. Hastada organik bir engel yoksa en kısa zamanda işine veya başka uğraşlara yönelmesinin yararları büyüktür ve bu, hastaya açıkça belirtilmelidir. Kronikleşme eğilimi gösteren dirençli hastalarda uzun süre psikoterapi gerekli olabilir.

• Yakınlarınızın ölmesi ile ilgili olarak kendinizi suçlu hissedebilirsiniz.

Kendinize yardımcı olmak için neler yapabilirsiniz?
• Erişkin veya çocuk, haber alma gereksin imini karşılayacak olandan daha uzun süreler boyunca TV’deki dehşet görüntülerini izlemekten kaçının.
• Kötü olasılıklar üzerine düşünmekten ya da abartılı senaryolar kurmaktan kaçının.
• Gerçeklere dayanan, gerçekçi önlemler almak aynı zamanda ruh sağlığınız da koruyacaktır.
• Yaşadığınız olayı konuşmaktan kaçınmayın.
• Duygularınızı, üzüntünüzü bastırmaya çalışmayın.
• Bu olayla ilgili duygu ve düşüncelerinizi çevrenizdekiler ile paylaşın.
• Yaşamın anlamını düşünün ve geleceğe yönelik planlar yapmaya çalışın.
Yaşadıklarınız karşısında kendinizi çaresiz, hiçbir şey yapamayacak durumda hissedebilirsiniz. Travma yaşamış kişilerde tüm bu belirtilerin görülmesi normaldir, doğaldır.
Ancak bu yakınmalar şiddetliyse, azalmıyorsa, yaşamınızı güçleştiriyorsa, baş etmede zorlanıyorsanız, bir haftadan uzun zaman sürüyorsa bölgenizde size yardımcı olmaya hazır ruh sağlığı uzmanlarına ya da ruh sağlığı uzmanı bulunan sağlık merkezlerine başvurmalısınız.
Travma sonrası çocuklarımız neler yaşayabilir?
• Aşırı korku, çaresizlik hissedebilir.
• Çevresinde olup bitenleri algılayamayabilir.
• Konuşmama ya da duygusal tepkilerinde azalma, donukluk, dalgınlık gözlenebilir. Bunun tam tersine, olaya ilgisiz davranma, oyun oynama, şarkı söyleme gibi davranışlar görülebilir. Çocuklar için her iki tür tepki de olası ve doğaldır.
• Travma sırasında ve sonrasında olanları hatırlamayabilir.
• Travma anını sanki yeniden yaşıyor gibi olabilir (korkma, bağırma, titreme, çarpıntı).

• Yalnız kalmaktan, kapalı yerlerden, karanlıktan korkabilir.
• Uykusuzluk, korkulu rüyalar görme, ani seslerden irkilme olabilir.
• Yaşından küçük bir çocukmuş gibi davranabilir (anne babadan ayrılamama, altını ıslatma, ısrarcılık ve inatçılık.)
• Bulantı, karın ve baş ağrısı, sık tuvalet e gitme, iştahsızlık görülebilir.
Çocuğunuza yardımcı olmak için neler yapabilirsiniz?
• Çocuklarınıza yardımcı olabilmenizin ilk koşulu sizin, duruma hakim, sakin, güven verici, tutarlı bir tutum içinde olmanızdır.
• Çocuklarınızı yanınızdan uzaklaştırmayın, beslenme, barınma, ilgi gereksinimlerini doğrudan siz karşılayın.
• Çocuklarınızın sizin yakınlığınıza her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu unutmayın (bedensel yakınlığı, elini tutmayı, sarılmayı ihmal etmeyin).
• Öte yandan bu yakınlığınızı aşırı bir kor uyuculuğa dönüştürmeden sürdürmelisiniz. Çocuklarınıza yaşlarına uygun ve yapabilecekleri işler, sorumluluklar vermenizin onların yararına olduğunu akılda tutun.
• Travma sırasında ve sonrasında yaşadıklarını anlatması yönünde ona destek verin anlatmaya yüreklendirin.
• Korku, kızgınlık gibi duygularını ifade etmelerine izin verin hatta yüreklendirin, ağlamalarını önlemeyin, tekrarlayan sorularına yanıt verin.
•Yaşadıklarının son derece doğal olduğun u, bir hastalık olmadığını anlatın.
• Çocuklarınızı rahatlatmak için “geçti” ya da “bir şey olmaz” demek yerine olası travmalarda yapması gerekenler konusunda bilgi verin.
• Çocuklarınızın yanında travma ile ilgili konuları konuşmaktan kaçınmayın. Çocukları travma dan ya da sıkıntıdan korumak için olanları gizlemek doğru değildir. Çocukların da neler olduğunu bilme ve anlamaya gereksinimleri vardır. Anlatırken onların anlama düzeylerine uygun bir ifade kullanmanızda yarar vardır.
• Çok fazla etkilenen, davranış değişiklikleri azalmayıp süren ya da gittikçe artan çocuklarınızı en yakın ruh sağlığı uzmanına, mümkünse çocuk ruh sağlığı uzmanına götürün.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk

Obsesif-Kompulsiz Bozukluk (Takıntılı- Zorlantılı Bozukluk)

Bu sayfaya ilgili icerik eklenecektir.

Yaygın Bunaltı Bozukluğu

Bunaltı korkuya benzeyen bir duygudur. Kişi bunu sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi nedeni belli olmayan bir sıkıntı, bir endişe duygusu olarak algılar ve tanımlar. Çok hafif tedirginlik gerginlik duygusundan panik derecesine varan değişik yoğunlukta olabilir. Ağır derecelerinde kişinin benliği bu ruhsal acı (psychic pain) altında ezilir; en güçlü fiziksel ağrının bile bu denli rahatsız edici olmadığı hasta tarafından söylenir. Hasta bu sıkıntının giderilmesi için her şeye razı olduğunu anlatır.

Bunun gerçek yaşamdaki anlamını ve şiddetini kavrayabilmek için şöyle bir örnek verilebilir; Çocuklukta ya da yetişkin yaşta, şiddetli korkulu bir düşle uykudan uyanınca, kısa bir süre, bu yoğun korku ile yüreğin göğüs kafesinden fırlarcasına çarptığını anımsayabiliriz. Bunun bir düş olduğunu anlayınca rahatlarız ve yeniden uykuya geçebiliriz. İşte bunaltı bireyin uyanık iken yaşadığı, değişik derecelerde algılanan, daha uzun süren, kaynağı kişi tarafından açıklanamayan böyle bir durumdur.

Yaygın bunaltı bozukluğu belli bir nesneye, yere, organa, saplantılı düşünceye ya da zorlantıya odaklanmamış, yani belli bir düşünsel ya da devinimsel içeriği olmayan, organizmada yaygın ruhsal ve fizyolojik bunaltı belirtileri ile yaşanan bir bozukluktur.

BELİRTİLER VE BULGULAR

I-Genel görünüm ve dışa vuran davranış:
Hastada genel bir huzursuzluk, endişeli yüz, gergin duruş, hareketlerinde tedirginlik, çabuk irkilme, çabuk kızma, sabırsızlık, bazen yerinde duramama vardır.

II-Konuşma ve ilişki kurma:
Hastanın sesinde heyecanlı bir titreklik, zor konuşma olabilir, fakat konuşması düzgündür. İlişkilerinde endişeli, huzursuz, gergindir.

III-Duygulanım:
Hasta, içinde korkuya benzeyen bir duygusu olduğunu, sanki kötü bir şey olacakmış gibi hissettiğini anlatır. Fakat korkusunun nedenini ve nesnesini bilmez. Kırsal kesimden gelen birçok hasta bu duyguyu içinde “bun, bungunluk, bun basması, korkutuyorlar, göğsüme bastırıyorlar, karabasan, bunaltı” gibi sözcüklerle anlatmaya çalışır. Sıklıkla, özellikle uzun sürdüğünde, bunaltı durumu hastada derin bir yılgınlığa neden olduğundan, ruhsal çökkünlük belirtileri de birlikte bulunabilir.

IV-Bilişsel yetiler:
Hastanın bilişsel yetilerinde temelde bir bozukluk yoktur. Aşırı ve yorucu olan sıkıntı nedeniyle hastanın dikkati çabuk dağılabilir ve bu nedenle geçici unutkanlıklar olabilir. Anlama ve öğrenme azalabilir. Eğer bilişsel yetilerde belirgin bozukluk varsa, o zaman hastada başka bir rahatsızlığın olabileceği düşünülmeli ve belirtinin türüne göre durum incelenmelidir.

VI-Fizik ve fizyolojik belirtiler:
Hastanın öznel bunaltı duygusu yanı sıra en önemli belirtiler otonomik kamçılanış ile ilgili olanlardır: Kan basıncının yükselmesi, kalp atımının hızlanması, çarpıntı, kaslarda gerginlik, kılların dikleşmesi, göz bebeklerinde genişleme, ağız kuruması, yüzde solukluk ya da kızarma, terleme, sık işeme, sık dışkılama, öğürme ve bazen kusmalar, boğazda düğümlenme, soluk almada güçlük, hava açlığı, ellerde, ayaklarda soğukluk ve karıncalanmalar. Bütün bu belirtiler organizmanın ivedi tehlike karşısında kaçma ya da dövüşe hazırlanma biçiminde ortaya çıkan ve tehlike karşısında otonom sinir dizgesinin aşırı etkinliğe geçmesi ile ilgili belirtilerdir. Ancak yaygın bunaltıda bu tehlikenin ne olduğu, nereden geldiği kişi tarafından bilmemektedir ve bu özelliği ile doğal korku tepkisinden ayırt edilir.

Bu hastalarda genellikle, yaşam olayları karşısında ve ilişkilerde çabuk kaygılanma, meraklanma, gerginlik, tedirginlik, aşırı terlemeler, sıcak soğuk basmaları, çabuk irkilme, dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, çabuk kızma ve huysuzluk görülür.

AYIRICI TANI

Yaygın bunaltı, panik bozukluğu ve fobiler birçok başka bozuklukla (obsesif-kompulsif bozukluk, çökkünlük, hipokondriazis, kronik alkolizm, ilaç bağımlılığı gibi durumlar) birlikte bulunabilir.

Yaygın bunaltı bozukluğunun ayırıcı tanısında şunları göz önünde bulundurmak gerekir:

Fobiler:
Fobik bozuklukta bunaltı özel durumlarda ya da nesneler karşısında ortaya çıkar ve kişi bu durumlardan kaçınmaya çalışır (agorafobi, sosyal fobi gibi).Bu durumların dışında hastada belirgin bunaltı genellikle görülmez. Fakat fobik hastaların da sıklıkla çabuk heyecanlanan, ürken, sıkıntılı kişiler olduğunu göz önünde tutmak gerekir. Yani hastada yaygın bunaltı bozukluğu, fobile ya da panik bozukluğu birlikte bulunabilir.

Panik bozukluğu:
Bunda bunaltı önceden kestirilemeyen nöbetler halinde gelir ve nöbetler genellikle gün boyu sürmez. Ayrıca bu nöbet sırasında şiddetli ölüm korkusu ya da kontrolünü yitirme, delirme korkusu olur. Nöbetler arasında ise hastada yaygın bunaltı değil, panik nöbetinin gene geleceği korkusu vardır.

Obsesif-kompulsif nevroz hipokondriazis ve depresyon:
Bunaltı çok sık görülen bir belirtidir. Ayrıca bu üç rahatsızlık birlikte bulunabilir. Hastada bu bozukluklara özgü klinik belirtilerin bulunup bulunmadığı soruşturulmalıdır.

Şizofreni:
Başlangıç dönemlerinde ya da depreşme durumlarında zaman zaman panik derecesine varan ağır ve uzun süren bunaltı belirtileri görülebilir. Şizofrenideki bunaltı genellikle garip, anlaşılması güç açıklamaları da içerir. Hasta acayip algıları, var sanıları ve düşünceleri içinde çok bunaltılı olabilir.

Nöroleptik alan hastalarda yan etki olarak, çoğu kez başka yan etkilerle birlikte garip bir iç sıkıntısı, yerinde duramama görülebilir ve bu durum yaygın bunaltı ile çok karışabilir. Nöroleptik alan hastaların ilaca bağlı sıkıntısı ve yerinde duramaması ile nevrotik yaygın bunaltıyı ayırt etmek gerekir. Nöroleptikle sağaltım öyküsü önemlidir. Nöroleptik alan hastalarda görülen sıkıntılı yerinde duramama (akatizi) yanı sıra nöroleptiklere bağlı başka ekstrapiramidal sistem belirtilerine dikkat etmek gerekir. Nöroleptik alan hastalardaki sıkıntılı yerinde duramama genellikle antiparkinson ilaçlarla giderilebilir. Her iki tür sıkıntı da benzodiazepinlere olumlu yatın verir.

Toksik etkenler:
Amfetamin, LSD, steroidler, uyarıcılar, nöroleptikler, aşırı kahve-çay alınması, hipertiroidi, alkol, benzodiazepin ve başka bağımlılık yapan maddeleri bırakma durumlarında uzun süreli bunaltı belirtileri görülebilir. Hastaya bunlar sorulmalı, gerekli incelemeler yapılmalıdır.

SIKLIK VE YAYGINLIK

Bir belirti ve sendrom olarak bunaltı birçok hastalıkta ya da gelip geçici olarak zor yaşam durumlarında görülebilir. Aslında böyle bir bozukluğun bağımsız olarak varlığı bile tartışmalıdır. Bu bozukluğun temelde depresyona bağlı olduğuna ilişkin veriler de artmaktadır. Bunaltı nevrozunun genel nüfustaki yaygınlık oranı %4-6 olarak bildirilmektedir. Kadınlarda genellikle erkeklere oranla iki kat sık görülmektedir.1978-1980 arasında Gölbaşı kasabasında ve Ankara ’ da yapılan epidemiyolojik araştırmalarda hastalık derecesinde olmasa bile bunaltı belirtilerinin sıklığı %10 ve %30 arasında bulunmuştu. Dünya Sağlık Örgütü ile iş birliği içinde 14 ülkeyi içine alan uluslar arası bir araştırmada Gölbaşı Merkez Sağlık Ocağına başvuran hastalar arasında %2 oranında ICD-10 ‘ a göre tanı konabilen yaygın bunaltı bozukluğu saptanmıştır. Bu düşük oran, ICD-10 gereğince, tanıda altı ay süre ölçütüne uyulmasından olabilir. Dünya ülkeleri ile birlikte bu oran %7,9 olarak bulunmuştur. Türkiye Ruh Sağlığı araştırmasında 12 aylık bir dönem içinde kadınlarda %0,8, erkeklerde %0,5 oranında bulunmuştur.

GİDİŞ VE SONLANIŞ

Tanı koyabilmek için yaygın bunaltı bozukluğunun süre ölçütü tartışmalı bir konudur. Örneğin

DSM-III ‘ de süre en az bir ay olarak belirtilmiş iken, DSM-III-R, DSM-IV ve ICD-10 ‘ da en az altı ay gibi bir sürede zamanın büyük bir kısmında hastanın bunaltı içinde olması bir tanı ölçütü olarak gösterilmektedir. Hastalar zaman zaman hafifleyen ya da sönen, fakat ağır uyum bozukluğuna yol açmayan bunaltı aylarca, yıllarca çekebilirler. Klinik deneyimlerime göre, kesintisiz yaygın bunaltının en az altı ay süreyle zamanın büyük kısmında bir hastada bulunması çok seyrek görülebilen bir durumdur. En azından bizim toplumda, sağaltım görmeyen hastaların çoğunda bir süre sonra konversiyon, hipokondriazis ya da başka sematoform bozukluk belirtileri ortaya çıkar,ya da tipik çökkünlük başlar.Yaygın bunaltı bozukluğu sağaltım görmezse ve nedenler ortadan kaldırılmazsa süreğenleşebilir.Bu hastaları toplumda çabuk heyecanlanan, çabuk öfkelenen, fazla endişeli ve meraklı, kolay ürken, çekingen kişilerden ayırt etmek zor olabilir.

Bunaltı bozukluğu olan hastalarda fobiler, panik nöbetleri, ruhsal çökkünlük, süregen alkolizm, ilaç bağımlılığı gibi bozuklukların da sıklıkla birlikte bulunabileceği unutulmamalıdır.

Panik Bozukluk

Ülkemizde son yıllarda panik bozukluğunda görülen “panik nöbeti” karşılığında “panik atak” denmesi halk arasında da yaygınlaştı. Köylü, kentli hastalardan “bende panik atak hastalığı var” dendiğini sık işitiyorum. İki tıbbi sözcüğün bu denli kısa sürede bu denli yaygınlaştığını hiç görmemiştim. Sanırım hem panik hem atak gibi iki keskin sözcük sıkıntılarını anlatmaya çalışan hastalara çekici geliyor.”Atak” sözcüğünü de asıl anlamını bilmeden benimsemişler. Bunu başlangıçta kimi hekimler İngilizce ‘ den çeviri yaparken İngilizce ve Türkçe kurallarını fazla düşünmeden “panik bozukluk, panik atak” diye yazdılar, böyle kullandılar. Bu yanlışı sürdürenlerin sayısı az değil.

Eski yayınlarda panik nöbetleri özel durumlarda görülen bir sendrom olarak ele alına gelmiştir. Örneğin paranoid psikozda, akut organik beyin sendromlarında (delirium tremens gibi), eşcinsellik paniği durumunda olduğu gibi. Son yıllarda panik nöbetlerinin sanıldığından sık görülen ayrı bir rahatsızlık türü olduğuna ilişkin görüşler oldukça yaygın bir kabul görmüştür. Özellikle son otuz yılda yapılan ilaç denemeleri ve nörobiyolojik araştırmalar ile eskiden tümden ruhsal kökenli olduğu sanılan bunaltının etiyolojisinde biyolojik bir bozukluk bulunduğu izlenimi edinilmiş ve bu alanda araştırmalar hazırlanmıştır.

Panik bozukluğunun öbür bunaltı bozukluklarından ayrı, bağımsız bir tanı başlığı ile sınıflandırılması tartışılabilir olmakla birlikte, panik bozukluğu tanı ölçütlerine uyan çok sayıda hasta görüldüğü kuşku götürmez. Bu hastaların büyük çoğunluğunun sağaltımdan yararlanmaları gerçeği de başka bunaltı bozukluklarından ayrı tutulmasını gerektirir. Ancak, panik bozukluğu olan hastalarda fobik bozukluk, çökkünlük, iki-uçlu duygu durum bozukluğu, saplantı zorlantı bozukluğu sıklıkla birlikte bulunabilir.

BELİRTİLER VE BULGULAR

I-Genel görünüm ve dışa vuran davranış: Panik nöbetleri olmayınca hastanın genel görünümünde belirgin bir bozukluk yoktur. Ancak panik nöbeti olduğu sırada hasta ileri derecede endişeli ve telaşlı görünür.

II-Konuşma ve ilişki kurma: Panik nöbetleri olmadığı zamanlarda hastanın konuşmasında, kişilerle ilişki kurmasında belirgin bozukluk görülmez. Ama panik nöbeti sırasında hasta ağır korku ve panik durumu içerisinde rahat konuşamaz, sesi titrer. Klinik belirtilerin ağırlığı altında hasta ile ilişki kurmak güç olabilir. Hasta yaşadığı panik belirtilerinin ya da panik nöbetini yeniden yaşamak korkusunun üzerinde konuşmak isteyebilir.

III-Duygulanım: Panik nöbetleri sırasında hastada ileri derecede korku ve uyarılış durumu vardır. Ne zaman geleceği önceden kestirilemeyen, akut ve ağır bir korku nöbeti bütün duygulanıma egemendir. Panik nöbeti yatıştıktan sonra hastanın en önemli yakınması panik nöbetini yeniden yaşama korkusudur. Panik nöbet sırasında, aşağıda açıklanacak olan fizyolojik belirtilerin yanı sıra, hastada şiddetli bir ölüm korkusu ya da delirme, özdenetimini yitirme korkusu belirgindir. Nöbet geçtikten sonra özdenetimi yitirme ya da ölüm korkuları daha hafif olmak üzere sürebilir. Genel olarak nöbetler ya kendiliğinden, yani ortada bir uyarıcı durumu yokken ya da psikososyal bir uyarandan bir süre sonra ortaya çıkar. Bu uyaran aslında ileri derecede sarsıcı, korkutucu bir uyaran olmayabilir. Fakat hastaların önemli bir kısmında panik nöbetinden birkaç hafta, birkaç ay önce yaşanmış önemli bir yaşam olayı (örneğin ölüm, hakaret gibi) öyküsü bulunabilir. Ancak bunların özgül stresör olduğu söylenemez.

IV-Bilişsel yetiler: Genel olarak panik nöbetleri dışında hastanın yönelimi, algılaması ve bütün başka bilişsel yetileri yerindedir. Fakat panik nöbeti sırasında hastada zaman zaman sanki çevresini tanımıyormuş, algı bozukluğu varmış gibi bir durum ortaya çıkabilir. Hasta zihinsel karışıklık, şaşkınlık içinde olabilir. Ayrıca depersonalizasyon derealizasyon, yani kişinin kendini ve çevresini değişmiş olarak algılaması görülebilir.

V-Düşünce süreci ve içeriği: Panik nöbeti dışında hastanın düşünce sürecinde ve içeriğinde bozukluk yoktur. Fakat çoğu hastada nöbet ya tekrar geri gelirse, geldiğinde kendisine ne olur, ne yapar türünden kaygılar sık görülür. Buna beklenti bunaltısı denir.

VI-Fizik ve fizyolojik belirtiler: Panik nöbeti sırasında şiddetli ölüm ya da delirme korkusu yanı sıra görülen fizyolojik belirtiler otonom sinir dizgesinin kamçılanışına bağlıdır: Çarpıntı, yüz kızarması ya da solması, terleme, üşüme, kılların diken diken olması, göğüste sıkışma, soluğunu alamıyormuş, boğuluyormuş gibi duygu, solunumun sıklaşması, baş dönmesi, bulantı, ellerde ayaklarda uyuşma, sık idrara çıkma, kan basıncının yükselmesi, sıcak-soğuk basmaları, baygınlık duygusu.

Bu nöbetler genellikle 10-15 dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Fakat bütün süre boyunca hep aynı şiddette değildir. Başlangıçta hasta neye uğradığını şaşırır. Bazen ölüm korkusu ya da deli olma korkusu yüzünden hasta çevresinden yardım bekler. Hemen yakınlarından doktora götürülmesini ister. En çok bir kalp krizinden korkularak acil servise yetiştirilen hastanın nöbeti hekimle biraz konuştuktan sonra yatışmaya başlar.

Çoğu zaman kişi bu panik sırasında öleceğinden ya da özdenetimini (self control) yitirerek çılgınca bir şey yapacağından, örneğin deli olmaktan korkar. Aslında hastaya deli olmak ne demektir diye sorduğunda bunun tanımlamasını da yapamaz. Bu, gerçekte özdenetimi tümden yitirme, ya düşüp olduğu yerde bayılma ya da çılgınca bağırma, çılgınca bir şey yapma korkusudur. Çoğu zaman yanında güvendiği birileri olursa ölmek, kendini kaybetmek, özdenetim dışı bir şey yapmak, düşüp bayılmak korkusu yatışır. Fakat hiç beklenmedik bir anda panik nöbetleri yineledikçe artık hastada korku nöbeti geçirme korkusu yerleşir(beklenti bunaltısı).

Panik nöbetlerinin ne zaman, nerede geleceği belli olmaz. Örneğin kapalı, açık, yüksek yerlerde, kalabalık içinde, yalnız kalınca oluyorsa o zaman panik nöbetlerinin fobik nitelik kazanmış olduğu anlaşılır. En çok agorafobili panik nöbetleri görülür. Kalabalık içinde, açık yerlerde, sokakta, pasajda, otobüste, hastanın tıkanıp kalmış, yalnız, yardımcısız, çaresiz hissettiği herhangi bir yerde ortaya çıktığı zaman bu duruma yeni tanımlamaya göre agorafobili panik nöbeti denmektedir.

AYIRICI TANI

Organik hastalıklar:

Kalp atımı düzensizlikleri bazen panik nöbetlerindeki bedensel yakınmalarla birlikte bunaltıya da yol açabilir. En çok mitral kapak prolapsus’u (MVP), paroksismal atrial taşikardi (PAT) olan hastalarda panik nöbetlerine benzer sıkıntılı durumlar görülebilir. Hatta bir ara MPV ile panik bozukluğu arasında bağ olabileceğine ilişkin yayınlar çıkmışsa da böyle bir ilişki olmadığı anlaşılmıştır. Fakat her iki hastalık birlikte bulunabilir. İyi bir kardiyolojik inceleme ile ayırıcı tanı konur. Ani kan basıncının artmaları ve taşikardi nöbetleri gösteren feokromositoma ve hipertiroidli hastalar ayırt edilmelidir. Ayrıca tanıda aşırı kahve ve çay alımı (kafeinizm), steroid tedavisi, amfetamin zehirlenmesi, bazı alışkanlık yapan maddelerin (alkol, barbituratlar, benzodiazepinler) bırakılması durumlarında yoksunluk belirtileriyle birlikte panik ve ajitasyon sendromları göz önünde tutulmalıdır. Toksik ya da başka organik nedenlere bağlı deliriyum durumlarında panik benzeri bunaltı olabilir. Deliriyum durumlarında hastanın bilinci zaman zaman sislenir, yönelim ve algı bozukluğu görülür.

Ruhsal bozukluklar:

Paranoid psikozlarda izlenme ve kötülük görme sanrıları şiddetli olursa hasta birden büyük bir korku içine girebilir. Bu durumda panik nöbetindeki belirtiler görülebilir. Buradaki panik durumu asıl izlenme ve kötülük görme sanrılarına bağlı olduğu için asıl tanı paranoid hastalık tanısıdır.

Şizofreninin başlangıç dönemlerinde bazen kendini ve dünyayı değişiyor, parçalanıyormuş gibi algılayan genç hastalarda; bazen de korkutucu, dehşet verici işitme ve görme varsanıları olanlarda zaman zaman panik nöbetlerine benzer korkular ortaya çıkabilir.

En çok yaygın bunaltıdan ve fobik bozukluktan ayırt etmek gerekir. Yaygın bunaltı bozukluğu uzun sürelidir; korkunun derecesi panik nöbetindeki kadar şiddetli değildir. Fobilerde ise panik nöbetine benzer korkular ancak özel fobi nesnesi ya da durumu ile karşılaşınca görülür. Yeni ölçütlere göre, eğer beklenmedik biçimde nöbetler geliyorsa, hastada fobi olsa bile tanı panik bozukluğu tanısıdır. Örneğin, Panik nöbetleri geçirdiği için yalnız başına sokağa çıkma fobisi olan bir hastada tanı agorafobili panik bozukluğu tanısıdır.

Eşcinsellik korkusuna bağlı panik: Seyrek de olsa, eşcinsel dürtülerinin farkına vararak birdenbire kendisinin eşcinsel olabileceği ya da eşcinsel tanınacağı korkusu ağır ağır bir panik nöbeti derecesinde yaşanabilir. Hasta her zaman eşcinsel eğilimlerinin bilincinde değildir. Yâdsıma (denial) düzeneğinin işlemesi ile bu dürtüler bilinçdışı tutulur. Yansıtma (projection) düzeneği ile de dıştan kendisine eşcinsellik ithamları ya da eşcinsel yaklaşmalar yapılacağı korkusu ile hasta panik durumuna girebilir. Dışarıdan gelen tehlike algısı ile üstüne alınma düşünceleri (referans fikirleri) ve giderek paranoid sanrılar oluşur.

Panik bozukluğu olan hastalarda sıklıkla çökkünlük, iki-uçlu duygudurum bozukluğu, saplantı zorlantı bozukluğu birlikte bulunabilir. Bu bozuklukların birlikte bulunup bulunmadığının incelenmesi tanı ve sağaltımda son derecede önemlidir.

SIKLIK VE YAYGINLIK

Panik nöbetlerinin fobiler ile ayırımı yapabildikçe sanıldığından çok daha sık görüldüğü anlaşılmaktadır. Fobi gibi bilinen birçok bozukluğun altında panik nöbeti ya da panik nöbeti korkusu olduğu anlaşıldıkça bu bozukluk epidemiyolojik açıdan da giderek artan önem kazanmaktadır. Panik bozukluğunun genel nüfusta genel nüfusta yaşam boyu yaygınlık oranı % 1-2 olarak bildirilmiştir. Türkiye Ruh Sağlığı Profili araştırmasına göre sağlık ocaklarına başvuran hastalarda panik bozukluğu kadınlarda % 0,5, erkeklerde % 0,2 ‘ dir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülmektedir; bunun nedeni henüz yeterince açıklanamamıştır. Genel olarak bunaltı bozuklukları ve çökkünlükleri kadınlarda daha çok görülmesi kadının hem ruhsal, hem de biyolojik strese daha çok uğraması ile ilgili olabilir.


makale spotlar 5 spotlar govdealt 1 spotlar govdealt 2 spotlar govdealt 3 spotlar govdealt 4
makale spotlar 6